Bir varmış, bir yokmuş…. Sennur Sezer

Bir varmış, bir yokmuş. Çok demesi pek günahmış… Azdan çoktan. Hoppala hoptan.
Sana bir mintan yaptırayım çerden çöpten. İlikleri karpuz kabuğundan düğmeleri turptan.
Evvel zamanda iken kalbur samanda iken. Az iken uz iken anam evde kız iken.
Deve tellal iken, pire berber iken, anam eşikte iken babam beşikte iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Anam ağlar, anamı sallardım babam ağlar babamı sallardım.
Derken babam düştü beşikten, ben hopladım eşikten, anam kaptı maşayı, babam kaptı meşeyi. Dolandırdılar bana dört bir köşeyi.
Anam kaptı yarmayı, babam kaptı sarmayı.
Dar attım kendimi dışarı… Kaç kaçmaz mısın? Kaç kaçmaz mısın? Vardım bir pazara. Bir at aldım dorudur diye. Bineyim dedim, at bir tekme salladı bana geri dur diye… Dedim bu ne zamandır. Dediler “ahir zamandır”. Evvel zamanda, yoksullar handa, beyler, konağında yaşarmış. Dedim ahir zamanda acep nasıldır? Dediler beyler sarayda, yoksul çadırda. Yoksul çadırda, yoksul sokakta…
Pek öfkelendim, hayli söylendim. Aldım başımı çıktım dışarı. Görmeyin gidişimi. Bakmadan sağa sola. Düştüm bir yola. Az gittim, uz gittim. Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, arpa buğday biçerek, soğuk sular içerek altı ay bir güz gittim…
Bir de ne göreyim, herkesler rahatta, kimi öğrenciler hapiste hâlâ. Dedim nedir suçları. Dediler suçlarını söylesem kimse inanmaz. Kimi istemeyiz demiş, kimi gözünü puşiye silmiş. Kimisi pek haşarı, kiminin suçu meclisten dışarı… Bir örgüt yetmemiş dört örgüte olmuş aza. Demek yetinmemiş azla, doymamış hindiyle kazla.
Çayır çimen biçilmez, soğuk sular içilmez aylar geldi, karlar yağdı. Altı ay bir zemheri oldu, baktım kimi milletvekilleri hapiste hâlâ. Dedim nedir… Dediler sus, ortalık pus. Beğenirsen beğenirsin, beğenmezsen sen bilirsin.
Evvel zaman, ahir zaman… Yalan zaman, yaman zaman. Televizyonla, diziyle oyalandım bir zaman. Bir de baktım yetmişi aşkın gazeteci hapiste hâlâ. Ne denir bilemedim, kimselere diyemedim.
Bir o yana koştum bir bu yana. İstemeden yolum düştü Van’a.
Van’dır… Zamanlar dardır.
Analar yasta, çocuklar hasta, umut boş kalmış tasta.
Tas bu beklemekle dolmaz. Yanmayan ateşte dolmayan tencerede ne lapa pişer ne çorba. Hayat zor, şartlar zorba… Dediler yukardan “biraz sabır”. Ben dedim sabırla dolar kabir. Neyse ki bitmemiş, akıl, tükenmemiş vefa. Bir uçta kurulmuş dayanışma. Kimi konser hazırlar, kimi plan yapar. Yürekler hep kıpır kıpır. Haydi dedim kolay gele.
Yürekler hep kıpır kıpır. Ben beşik sallarım tıkır mıkır .
Derken aşağıdan:
- Tutun da, vurun da! diye bir gürültü kopmaz mı?
- Eyvah, dedim. Şimdi bunlar susmazlar, adamı uyutmazlar.
İki kalktım, bir hopladım. Yüz ayak merdiveni bir çırpıda atladım.
Baktım; bir kalabalık.
- Nereye gidiyorsunuz? dedim.
- Hak aramaya gidiyoruz, dediler.
Neyse, katıldım ben de içlerine, vardık koca şehrin birine. Aradık taradık, hakkımızı bulduk. Meğer o da pire değil miymiş?
Dediler bu pireye vuralım palanı. Çıkalım savaşı, yapalım talanı.
Dedim dinlemeyelim artık eski yalanı. Açtım kara kaplı kitabı. Ta ortasında bir söz, ışıl ışıl parlıyor.  Ben diyeyim güneş, sen de ayın on dördü. Meğer bir araya gelmişler, karar vermişler. Demişler duymayan duysun, bir araya gelsin, karara uysun:
“Savaşa karşı barış, çözümsüzlüğe karşı demokratik özerk birlik, zulme ve sömürüye karşı insanca bir yaşam ve özgürlük”.
Koştum geldim, ben de size bildirdim