“Yoksula gülmedim, zengine özenmedim, faşistleri sevmedim, ezilenleri dövmedim, Ben devrimci doğdum, devrimci öleceğim”Ernesto Che Guevara

Nietzsche “Jenseit von Gut und Böse” (öteki dünyanın iyilik ve kötülüğü) adlı kitabında idealinin adamını şöyle tanımlar:
“Hiçbir suçluluk duygusuna kapılmadan ve başkalarının tereddütlerine, kuşkularına düşmeden kendi doğru bildiğinde direten ve bizzat kendini onaylayan ve onure edendir” (Nietzsche, Jenseits von Gut und Böse, Syf. 202-204)
Soylu insan kendi idealini ve değerlerini yaşayan ve sadece onlarla yetinmeyip, onları aşan adamdır. İdeal insan işe önce kendinden başlar, kendi hatalarının ve yetmezliklerinin amansız düşmanıdır. Aslında bazı insanlar doğuştan ideal sahibidirler. Duruşları, gülüşleri, düşünceleri ve tavırları hep farklıdır.
İlk bakışta zor anlaşılırlar; çünkü onlar olanla yetinmeyen, çok rahat yaşayan, görünen tanrılardır. Dünyamızda bu kategoriye giren çok az insan vardır, Bunlardan bir tanesi de El Che’dir. Yani efsanevi devrimci Ernesto Che Guevara.

El Che kendi ideallerini yaşamak için arkadaşı Alberto Grando ile motosikletle Güney Amerika turuna çıktığında, orada ezilenlerin ideallerini de kendi ideallerine katarak, doyumsuz olan yeni bir ideal tarzına ulaşır.Astım hastası olmasına rağmen, “doğum gününü” hasta ve yoksul insanların yanında kutlamak için, Peru Nehri’ni yüzerek karşı kıyıya geçer. Cebinde olan on beş doları, aç kalma pahasına, iki yoksul Perulu komüniste verir. Astım ilacını ölüm döşeğinde olan bir yaşlı kadına bırakarak, kendi sağlığını tehlikeye sokar. Ama tüm bu fedakarlıklara rağmen, kendini o alımlı ve şarman olan Latin Amerika dilberlerinin güzellik-lerinden mahrum bırakmaz. Peru Hastanesinde doğum günü kutlamasında El Che şöyle diyordu: “İmkânsızlıklar olabilir; ama bu imkânsızlıklardan da imkânlar yaratılabilir, eğer insan buna hazır ise”. İnsanlar onu pek anlamamışlardı; ama onu gene de alkışlamaktan da geri kalmamışlardı.Platon’un “tehlikeli şeyler güzeldir” ilkesini en iyi şekilde hayata uyarlayarak güzel yaşadı El Che.
El Che hastalar adasına arkadaşı Alberto ile sıradan biri olarak girmişti ama adayı terk etiğinde tanrılar gibi uğurlanmıştı. O sadece fiziksel hastalıkların doktoru değil, aynı zamanda insan ruhunun da doktoru idi. Bunun bilincinde olan hastalar onu sevgi seli ile uğurlamışlardı.El Che Latin Amerika gezisine arkadaşı Alberto ile yola çıkmıştı; fakat oradaki insanların yakıcı devrim sorunlarıyla karşı karşıya gelince arkadaşına: “Çok eşitsizlik var, değil mi” diyerek ondan ayrılıp, ideallerine yenilerini katmak için orada devrim ateşini yakmıştı.Yaşamında bir aşama daha kaydedip, orada ezilenlerin doktoru daha sonrada onların gerilla komutanı olmuştu. El Che bir söyleşisinde söyle diyordu:
“Yoksula gülmedim, zengine özenmedim, faşistleri sevmedim, ezilenleri dövmedim, Ben devrimci doğdum, devrimci öleceğim”(Ernesto Che Guevara)
Ezilenlerin dili, yoksulların umudu, hastaların doktoru ve gerilla komutanı El Che, öyle de öldü zaten.
Tüm Latin Amerika ve diğer kıtalar böyle güzel bir insanla tanıştıkları için kendilerini insanlık âleminde şanslı saymaları yetmiyor. Ona yakışacak şekilde ayağa kalkıp, kendilerine dünyayı zindan eden kapitalizme, aynı şekilde dünyayı da zindan etmeleri gerekiyor. Çünkü Che “kapitalimi” rüzgâra benzetir, eğer bu rüzgâra karşı duracak iradeniz yoksa bu rüzgar sizi yıkacaktır, yıkıyor da zaten. Bu canavara karşı yıkılmamak istemiyorsanız, her şeyden önce kendinizden bir şeyler yapmanız icap etmektedir.
İnsan olmanız, bir adınızın olması ve bir işinizin olması yetmiyor. Nasıl ki; Che: “Ben Ernesto’ydum, ama kendimi Che yaptım” diyorsa, sizde kendinizden bir şeyler yapın, asla var olan yapınızla yetinmeyin. Bu aynı zamanda Nietzsche’nin de özelikle vurguladığı gibi insanın kendini aşarak “üstün insan” kategorisine taşıyarak idealin adamı olma olayıdır.
Beyazıt Taş