Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna

Eğleniyorlardı, yaşıyorlardı ve ben kafamın içine ve yalnız kendi ruhuma kapanmakla onların üstünde değil, altında bulunduğumu anlıyordum. Şimdiye kadar zannettiğim gibi, kitleden ayrılmanın bir hususiyet, bir fazlalık değil, bir sakatlık demek olduğunu hissediyordum. Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim ? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu ? Şu ağaçlar, onların dallarını ve eteklerini örten karlar, şu ahşap bina, şu gramofon, şu göl ve üzerindeki buz tabakası ve nihayet bu çeşit çeşit in­sanlar hayatın kendilerine verdiği bir işi yapmakla meşguldü­ler. Her hareketlerinin bir manası vardı, ilk bakışta göze görün­meyen bir manası. Ben ise, dingilden fırlayarak, boşta yuvarla­nan bir araba tekerleği gibi sallanıyor ve bu halimden kendime imtiyazlar çıkarmaya çalışıyordum. Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey zi­yan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve be­nim hiç kimseden bir şey yoktu..