Bir Şehre Gidememek - Mario Levi



Yalnızca hayallerimizde gidebildiğimiz, ya da gitmeyi göze aldığımız şehirler vardır. Bu şehirleri içimizde, gizli fotoğraflarımızla yaşatırız. Aslına bakılacak olursa, gerçek anlamını özel tarihlerimizde bulan bir tek şehirdir bu. Sınırlarını, kendi haritamızda, duygularımızla çizdiğimiz bir şehir… Dilini anlatmak ve birilerine duyurmak istediğimiz bir şehir. Bir hayalde kaldığı için, bir başkası tarafından hiçbir zaman yıkılamayacak, talan edilemeyecek bir şehir… Hikâyemdeki insanlar bu şehre tutkundu… Ama ben bu tutkunun, hikâyesi olan her insana, bir yerlerden seslendiğine inanıyorum. Bu sesi duyuyor musunuz?… Bu yola siz de o dil ve o insan için çıkmak istememiş miydiniz?

Bir "merhaba" ya da bir "nasılsın" sözcükleri ve belki de hep aynı insana dönmenin burukluğu. Ve neden o hep durmaksızın değişebilmeyi isteme tutkusu? Ya da aslında hiçbir şey değişmemiştir de yıllara ve insanlara karşı hep aynı yerde mi kalırsınız?... Sorgulamalarla tehlikeli kurcalamalar, işte böyle birbiri ardı sıra gider gelir.Gece olmuştur bir kez daha. Hayat isteseniz de istemeseniz de bir çok insan için sorumsuzlukları ve sevinçleriyle devam edebilmektedir.

Sonuç ne olursa olsun, hiç bir zaman bitmeyecek ve sonlanamayacak bir insana yolculuğumuz.

Düşünmek ve tüm tehlikelere karşın kendi sesini bir kez daha dinlemeyi istemek... Ama bir sevda sözkonusu olunca insan hiçbir yere yalnız gidemiyor hüsranları ve ayrılıkları hep beraberinde götürüyor.

Bir eve yada kendine dönüşü sürekli olarak yaşamaya zorunlu olmak, yada düş kırıklığından düşkırıklığına koşarak değişebileceği sanılan sevdaları yenilemek, biraz tutku, biraz da aldatmacayla yolun sonunda yalnız kalmamak için kıyıda köşede bırakılmış öykü ve şiir parçacıklarına mutlaka sıra gelecektir.

Bir yalnızlık düşü evet. Öyle olunca da kimi şehirlerde düşlerde de yaşanabileceğini yeniden düşünmek istiyorum Garip ve açıklanması güç bir duygu bu ve öyle sanıyorum ki zorunlu sürgünlerin doğup büyüdükleri topraklara dönmek istemelerindeki gibi bir arzuyla kimi benzerlikler gösterebiliyor olmalı. Nede olsa bir yaşam boyunca hayalimize giren şehirlerin bir ezgi, bir koku ya da yaşanmış bir sevdayla özdeş olabilmeleri var.

Senelerdir görmediğim, nasıl, kimlerle yaşadığını artık bilmediğim küçük dünyam, küçük başkaldırı ve hayatımın en büyük umarsızlığıyla özdeş olan o.

Her şey bir yana içinde bulunduğu durum ne olursa olsun, yaşamak ve anlatabilmek ya da kimileyin hiç bir şeyi anlatmama kararlılığı adına insan hep bir savunmaya geçmeyi gereksiniyor. Ve sözcüklere belki de bu yaşantılardan çok sonra sıra gelebiliyor.

Sözcüklerin zaman zaman ne denli az güvenilir olabileceklerini bilebiliyor insan, bu gerçeği kendisine yer yer de umarsızlıkla söyletiyor. Karşınızdaki insanın kimi şeyleri hiçbir zaman tam anlamıyla dinlemeye ve anlamaya istekli olmayacağını da öngörebiliyorsunuz. Bu da niteliği ne olursa olsun bir ilişkinin eninde sonunda gelip dayanacağı en mühim çıkmaz ama aynı zamanda da en üst düzeydeki gerçektir diyorsunuz. Ve kısır döngünüze yeni kandırmacalarla ilerlemeyi gene de göze alıyorsunuz. Sözcükler her şeye rağmen yepyeni bir sığınak olarak bir kez daha çıkıveriyor o zaman da karşınıza ve bu drumda bir başka gerçeğin ya da yalnızca bir izdüşümün ardına saklanabilmeyi umut ediyorsunuz. Bütün bunlar elbette biraz ödleklik, biraz çıkarcılık, biraz da kendi kendini savunma olabilir. Öyleyse insanın yazmak isteyebileceklerine kimi felaketlerden bir malzeme çıkarmak istemesine pek de o kadar içermemeli. Bencillik ve yalan... Yaşanılanı kaleme alma gereksinimi belki de tüm bu meseleler düşünülebildikten sonra bir anlam kazanıyor.

Eve bir akşam vakti dolan kızıllığın anısını yıllar sonrasına hiç eksilmeyen bir hüzünle taşıyan çocukta günün birinde büyüdü ve bambaşka iklimlerde güneşin batışının ne denli değişik ve güzel olabileceğini gördü.

Kimi kararların istense de istenmese de alınabileceği günler de geliyor ya, bu yeter. ben buna herşeyden önce bir küçük çağrı diyebilmekten yanayım. Bir sınamalar ve sorgulamalar dizisi. her şeye rağmen bir kez daha başlıyoruz diyebilmek için. Bir erteleme ya da bir küçük çağrı. Sizi bu çağrının neresindesiniz dersiniz?

Hayatında bir şeyler bırakabilmeliydim. Ardımdan kapının yavaş yavaş kapanacağını duyacaktım sonra. - Özlemsiz yaşamak kolay olmalıydı, çılgın aşkları gereksinmeyenlerle insan ilişkilerinde fırtınalardan kaçmayı bilenler için Günün birinde yaşanabilecek tüm olası ilişkilerden yıllar sonra bana dönebileceğini söylemiştin. Amam yıpranan bedenlerde sevginin adı da anlamı da değişebilirdi. Sevgi de yolcuydu çünkü; her ilişki de, her geçen gün bira daha çok tükenebilecek bir yolcu. Ve biz birbirimize hiç bir zaman hazır olmayabilirdik.

Yıllar geçmiştir aradan. her mevsim bir başka özlemle yaşanmış, her ilişki yeni bir ilişkiye bir başka olasılıkla taşınmıştır. Bir gün gelir ayrıntılardan alınabilecek hazzın hiç bir zaman tüketilemeyeceği düşünülür. O zorlu oyunda sanki enikonu usta olunmuştur. Kimi duygular gizlenebilir, hafif bir gülümsemeyle bir çok şey anlatılabilir; sözcüklereyse yeterince güvenilmeyebilir artık. insanlar kahramanı oldukları öyküye şöyle ya da böyle devam edebilecek gibidirler.

Özel duyarlılıklar çok özel insanlarındır, çünkü bunların her biri bir küçük ölümdür.

Biz bir şeyleri aşabilmeyi, başka insanlar için hiç bir işe yaramayacak bir artı olmaları utkulardan ve sahiplenmelerden değil, ayrılıklardan ve reddedilmelerden öğrendik.

Bir yazının sürekli olarak kendini yazdırdığı bir süreç. Seneler geçer, geride kalan onca sözcüğe karşın nerede olduğunuzu bir türlü kestiremezsiniz. Ama sonuç ne olursa olsun, yaşadıklarımızın tümü bir özleme tutsaklıktır, bunu çok iyi bilirsiniz. "Parantez kapanır", bir nokta konur. Yaşam oncasına insan için, olanca hızı ve umarsızlığıyla devam etmektedir...

Sürekli ertelenen umutlara ayrılan zaman giderek daralıyor. Bir küçük hikaye ile bir çok anı ve ilişki anlam kazanabilir.