Uluer Aydoğdu; Eğer Görebilen Gözler Olsa

Doğum ile  Ölüm Arasına Kurulmuş bir Salıncak Sallanıyor Dünya
"Şu dünyada kuşsuz dalı kuşlamalı",diyen Nihat Behram için!

İnsanlar ölümlüdür, sarıasma kuşları ölür
insanlar sarıasma kuşudur.

Kuşlar kadar güzel bir abim var
gökyüzü eşrafından kuşlu dallar gibi cıvıl cıvıl
kalbi var abimin, kuşlarınkinden daha güzel
oluşmak, olmaktan daha iyi
abim katırtırnaklarının arasında yaşar
zerdali ağacının gövdesinde
rüzgarın esişinde dalgaların kıyıya vuruşunda.
Siz hiç böyle Nihat gördünüz mü

ben görmedim, muradı devrimdir

dağ dedi mi biri, yanına ormanı koyar hemen
toprak dendiğinde, başağı koyar üstüne ille de
abimin güzel penceresi uçsuz bucaksız insana bakar
her sabah kainata açılır alacalı teknesi
karanfildendir, toprağın teninden
ebabile benzer şebboylar arasında gezinen, tıpkı
bir çığlıktır abim kalbim ne yapsın
içinde devrimciler vardır, içinde turnalar
şiir yazar tamircilerle birlikte
çıraklarla, martılarla
rüzgar çıkar, salınır otlar
bir taşın başında güneşleniyordur kertenkeleler
o kırları yazar benim güzel abim
pirdir, sultandır, karaca
sözcüklerinin kalbi vardır, teni, ruhu
ter dedi mi, görürsünüz
hemen birikir sözcüğün alnında
denizler oluşur, kalpaklar, kayalar
orada abim, elleriyle özü gürleştiriyordur
biliyorum, iyi biliyorum mahir bir dalga aşındırır kayalıkları.


Dileği, zebraların nehri geçmesidir abimin
dileği, kuşların uçması, tohumun saçılması
dileği, suyun akmasıdır
bir arzun, isteğin var mı diye sorarsanız
devrim ister benim abim yeşerir telgraf direkleri yeniden
“anne anne, bugün bayram
şeker alsana bana, dünyayı şeker gibi yapayım” der, bir çocuk
ışık diler hep, kuş diler, can eriği.

Merdivenle çıkılır ağaca
erikten, zerdaliden daha çok
başka bir dünyanın hazzı vardır orada
şiir yazmaz aslında abim merdiveni taşır.

Gördüm, çocuklar yıldız atıştırıyordu orada
dünya bahçesinde
açmaktan başka bir şey bilmeyen insanlar arasında
şenliğin mis gibi kokusu yayılıyordu her bir yana
gönüllerin şırıl şırıl sesi.

Ben abimin merdiveniyle çıktım çık çık bitmez o ağaca
ben bayram yerine, ben aşk ocağına
ben Aşık Veysel’in sağanlığına çıktım
galaksilere yaklaştım, eşitlendim yıldız tozları ile
tek bir vücut olup
tek bir kalp gibi çarpıncaya kadar
ben devrime
ben taşın aklına, otun aklına
timsahın, ışığın aklına çıktım
sokakların gönlüne
çıktım, çıktım iç olmayan içe
nehrin durmayarak duran akışına kadar
abimin aklı işte bu nehrin aklıdır
bu aklın eliyle uçar kuşlar
kelebek dediğinde arasız devrimden söz ediyordur benim abim
bir tanedir, bin tane oyalı, mendilli ve dili kedili.

Abim, kendinde, kendi kendine titreşen ışık sicimidir
abim, şiir oklavasıyla dünya hamurunu açar
abim, sözcük diker sabah akşam yazı toprağına
abim, dünyaya bulaşmış kederi, acıyı yıkar her gün
abim, felsefe çitler, siz kalp ormanında dolaşasınız diye
ağı ıstakoza, orkideyi çuha çiçeğine bağlar
matematiği olmayan aşktır benim abim ışkla kuşanmış
atlıkarınca yapım ve tamir ustası
ben diyeyim çekirdeğin içi, siz deyin zen
evi karıncaların yanında, evi akasya ağacının dallarında.