Bahtiyar Ol Nâzım - Vera Tulyakova Hikmet


Nazım Hikmet: Kötü yüreklerde kıskançlığın en büyük nedeni, bir kadınla erkeğin mutluluğudur. Çünkü onlar iki önemli sorunu, sevgi ve sadakat konularını çözmüşler demektir.

"Sanatta natüralizmden nefret ediyorum." dedin. Donup kalmıştık. Valentina Brumberg, panik içinde konuşmanın yönünü kuramsal boyuta çevirmek istedi. "Sevgili Nazım, demek natüralizmi sevmiyorsunuz. Sizce ne demek natüralizm?" Hiç duraksamadan yanıtladın: "Şimdi içeri gömleksiz bir adam girerse bu realizm olur. Ama pantolonsuz bir adam gelirse bu natüralizmdir."

Tanrı'nın başladığı yerde düşünce yoktur.


Nazım Hikmet: Öyle bir ülkede yaşamak istiyorum ki, orada evlerin kapısı kilitlenmesin; soygun, hırsızlık, cinayet sözcükleri unutulup gitsin.



Memleketim,Memleketim,Memleketim, 
ne kasketim kaldı senin ora işi ,ne yollarını taşımış ayakkabım, 
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan, 
Şile bezindendi.
Bir gün Nasrettin Hoca hastalanmış, doktor çağırmışlar. Hoca muayeneden sonra doktorun parasını vermiş. Hizmetkarına, eczaneye gidip reçeteyi yaptırmasını söylemiş. İlaçları getirdiğinde ise onları camdan atmasını istemiş. Hizmetkar şaşırınca da: "Ne yapsaydım yani?' demiş, 'Doktora para verdim; çünkü onun yaşaması gerek; aynı şekilde eczacının da yaşaması için para kazanması gerek. E, müsaadenle, benim de yaşamam gerek. Onun için at şu ilaçları."
Kadınlar hiçbir şeyi öylesine yapmazlar.

yoruldun ağırlığımı taşımaktan
ellerimden yoruldun
gözlerimden gölgemden
sözlerim yangınlardı
kuyulardı sözlerim
bir gün gelecek ansızın gelecek bir gün
ayak izlerimin ağırlığını duyacaksın içinde
uzaklaşan ayak izlerimin
ve hepsinden dayanılmazı bu ağırlık olacak

"Bizim sultanın haremine bir gün genç bir kadın getirmişler. Düğün gecesi memnun kalan sultan, kadına mavi firuzeden bir kolye takmış ve 'Bu aşkın simgesidir. Bu kolye kimdeyse ben en çok onu seviyorum demektir. Bu yüzden bunu hediye ettiğimi kimseye söyleme ve kimseye gösterme.' demiş. Kadın hareme gururla girmiş ve daha eşikten geçerken diğer kadınlara sultanın en çok kendisini sevdiğini ilan etmiş. Gücenen diğer kadınlar, kanıtlamasını istemişler. Bunun üzerine genç kadın, boynundaki kolyeyi göstermiş. Haremdeki diğer kadınların sultanın hediyesi birbirinin eşi kolyeleri göstermeleriyle de şaşırıp kalmış." 

Halk sevgiye her zaman sevgiyle karşılık verir.

Şairler, tıpkı ağaçlar gibi, insanların soluk almalarını kolaylaştırmak için uzun yaşamak zorundadır.


seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi
istanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir yer gibi
seviyorum seni "yaşıyoruz çok şükür!" der gibi

Nazım Hikmet: Yoldaşlar, dünyada insanların kesintisiz dört saat şiir dinleyebildiği tek ülke Sovyetler Birliği'dir. Bunu biliyorum. Kendim şair olmama rağmen yarım saatten fazla şiir dinleyemem, en güzellerini bile. Fakat siz beceriyorsunuz bunu.
Gerekecek düşüncesiyle para biriktirmeye başlamak her şeyin sonu gelmiş demektir.
iri damlalarıyla yağmur üzüm salkımıydı doğum gününde senin şaşkın ve sırılsıklam durdum önünde senin

altın kubbeli bir ağaçtın denizin ortasında ilk ergenlik düşümden geliyorum sana bu şehrin bana verdiği en tatlı yemiş en akıllı söz en insan sokaksın günlük güneşlik rüzgarım benim
saçları saman sarısı kirpikleri mavi karım benim
Nazım Hikmet: Dünyada kaygı ve yoksulluk kadar hiçbir şey yıpratıp yaşlandırmaz kadınları.
harbe girmedim sığınaklara da inmedim 
geceyarıları yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın

Nikolay Krutitski: Umutsuzluk günahların en korkuncudur.

Anna Stepanova: Sabahları ev sessiz olurdu hep. Nazım Hikmet çalışma odasının kapısını kapatıp çalışmaya dalardı. Biz kah fısıltıyla, kah alçak sesle konuşurduk. Telefonun her çalışında annem çabucak ahizeye koşardı. O zaman çalışma odasında Nazım Hikmet'in işlerinin nasıl olduğu anlaşılırdı. Eğer Nazım amca, kapıyı aralayıp arayanın kim olduğunu sorarsa bu, çalışmasının pek de verimli geçmediğine işaretti; eğer herhangi bir nedene mutfağa yanımıza kadar gelirse işler pek kötü demekti. Ama telefonun sesine hiçbir tepki vermezse istediği gibi yazdığını anlardık. Öğlen yemeği için masaya oturduğumuzda şakalar yapar, her şeyden keyif alırdı.
Nikolay Krutitski: İnancın temeli günah işlememek değil, pişman olmayı bilmektir. İnsanın kusurunu görebilmesi, bedelini ödeyip düzeltmek için çaba göstermesidir.

ve dövüşebilirim doğru bulduğum, haklı bulduğum, 
güzel bulduğum her şey için,
herkes için yaşım başım buna engel değil

ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı
şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine
 genç gözleriyle bırakıp gitti beni yazık

İki yakın insanın söyleşisine engel olabilecek hiçbir güç yoktur.
Heinrich Heine: Sürgün yaşamanın gizemli laneti, yabancı bir atmosferde, asla kendimizi evimizde duyumsayamayışımızdadır. Yurdumuzdan beraberimizde, düşünme ve duyuş tarzımızı da getiririz. Bizden büsbütün başka türlü hisseden, akılyürüten bir toplumun içinde kalakalırız. Onların çoktandır benimsediği; hatta artık, ülkelerinin doğal bir olgusu olarak kabul edip ayrımında bile olmadıkları ilkeleri, töreler -daha doğrusu töresizlik- sürekli olarak yaralar bizi, aşağılar. Ah, gurbetin ne ruhsal iklimi ne fiziksel soğuğu kucak açar bize! Hatta fiziksel iklime uyum sağlamak daha kolaydır; çünkü en kötü koşulda hastalanan vücuttur, diğerindeki gibi ruh değil.
martılara rastlamadım balıklar kovalamadı dümen suyunu 
ve üç gün üç gece bulutların önünden
ağır bir keder gibi akıp geçti baltık denizi
ve ben ordaydım yine sensiz
ve içimde seni yitirmenin korkusu
dönüp bulamamak seni
seni ve şehri bulamamak yerinde
seni, şehri ve dünyamızı

Nazım Hikmet: Tüm adetlerden nefret ederim, hepsinden! Bizi durdurur, engeller adetler. Biraz da, mantıksal bir dayanağı olmayan törelerle mücadele etmek için devrimci oldum. Töreler insanları tutsak eder. Bense her türlü tutsaklığa karşıyım. Küçük burjuvanın elinde silahtır töreler, ben onlardan da, küçük burjuvalardan da nefret ederim. Törelerin düğünle, cenazeyle ilgili olanları bile korkunç. 
Nazım Hikmet: Vatan sadece dedelerinin mezarları, selvi ve kayın ağaçları değildir. Bunların hasretini çekmek zor iştir; ama dayanılır. Vatan kavramını gerçek kılan, en basit hayalinden en yüksek amacına kadar, halkının ruhudur! Eğer halkından uzak düştüysen ve eğer basit hayallerden en yüksek amaca uzanan yolda, süreci kısaltacak bir katkın olamıyorsa ona, bahtsız bir insansın demektir.
gelsene dedi bana kalsana dedi bana

gülsene dedi bana ölsene dedi bana
geldim
kaldım
güldüm
öldüm