1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış Yavuz


1
inkâr-
Bir kanama hali. Toprağına kardeşkanı düşmüş…
Aynı göğün altında boğazlaştığımız günlerin ağrısıdır, eskiten sesini. Ekmeğine çığ düştü, çığlık düştü taşlara, kuyulara, ağaçların hışırtısına…
2,“bakkal karabetin ışıkları yanmış /affetmedi bu ermeni vatandaş/Kürt dağlarında babasının kesilmesini/fakat seviyor seni çünkü sen de affetmedin/bu karayı sürenleri Türk halkının alnına”[1] Gerçeği süremezsiniz. Gerçeği söküp alamazsınız o mazlumlar kervanından. Dağların aralarına saklanmış çocukların adımlarındankaçamazsınız.Ermeni. En yakın, en uzak, en bitkin, en meraklı, en hünerli, en… Bir kıyımdan kıyama yürümek için öfkeli odalarda bin yıl uyumamış bir halkın şah damarıdır, atan! Atan! Şah damarı Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın kesilmiş, düşler sıkılmış, beddualar siyasallaşmıştır… Ülkesiz kalmış bir damardır artık, atıyor, dünya denen bu korkunç yaranın üzerinde.


3, Şarabın kendini büyüttüğü anlatılır;Kan koklayan bir şarabın fidesine çaput bağladık… Dönün gelin sürgününüzden, ateşle kurulan kül ile bitecektir öğrendik. Kan kardeşi olalım biz. Kan kardeşi olalım o dipsiz kuyular için. O mağaralar için, o yağma için kan ile bağlayalım damarımızı bizim şah isyanımıza
Seyidim, “Ermeniler de gitti…” demişti. Dedemizi hayvan katarlarına bindirmek üzere ormanlardan topladıkları yıllardı. Bizi sürdüler sizin gözlerinize haberiniz yok, kardeşlerim… Bizi Sason’da, bizi Bitlis’te, bizi Harput’ta, Bizi Varto’da sizin gözlerinize sürdüler, biz böyle ülkesiz yetim, böyle onulmaz yetimliklere kaldık.
Cemal’in demesine bakarsan;
“biz kırıldık daha da kırılırız/doğudan batıya bütün dünyada/ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer/İki ciğer arasında bağlantı kurar”[2]
4
Ey büyük yanılgı… Ey kurşuni yüzleriniz, ey Der-Zor! İşte bizim yurdumuz böyle kargaların sesinde kayboldu. Dedem kayboldu ormanlarda, kuşlar uçuştu, tüfekler kurşun kustu, yetimlerin saçları kesildi. Biz rüzgârın koynuna kentlere, dağlara, mezarlara…
Senin kardeşim ah’ın benim cümle Kürdistan’ımda bin ah oldu! Bin kere yemin bozduk, bin kere gül kırdık, bin kere bozduk senin olmadığın her sofrayı.
5
Bir ülke değil artık
Bir haritası yok. Bir dağ değil mi o? Bir dağlar sesi değil mi? Her birimizde kurulmuş bir saatli kara çetele değil mi?
Bir büyük Ermeni Tragedyası; coğrafyamız üzerinde kalkmayan bir yemin gibi durmakta…
Kararmış damlara inen kargalar anlatır sessizliklerini, yetimhanelere doldurulan çocukluklarımızın lori lori lori… Harput’tan tutup tüm Anadolu toprağının sıyırıp derisini soydu Suriye çöllerine doğru, bu korkunç katliam. Irmak suyunu, dallar çiçeğini, her şey her bir şeyini çekti bahtımızdan. Karardı bahtımız, yıkıldı perde, ey’lendi viran…
Kara bir masal bu, bir kara uyku. Tiz sesler gecede, hatırı kalmış puhu kuşları.
6
Bir kıyımdan bir kıyam yapmak üzere söylenmiştir… Harput’ta ve yahut Hatay’da… Bursa’da ya da Trabzon’da… Katliamla kurulan, gerçeğin şiddetiyle yıkılmalıdır. Kıyam etmek şimdi hüzünlü gözleri silip, sürgünleri geçip, mezarları örtüp yürümelidir üstüne üstüne hayat… Ölümden kılıç arttıran devletin!
Ermeni soykırımı ben’liğimizde bildiğimiz bir hakikattir. Ekmeğimizden bildiğimiz, gözlerin dalgınlığından anladığımız bir hakikattir… Kopkoyu bir hakikat… Ben’in hakikatidir, senin hakikatindir, bizim savaşmak sebebimizdir.





1] Nazım Hikmet
[2] Cemal Süreya