Yarının pusulası, vicdanın mührü - A. Hicri İzgören

Siyasi hayatın bilinen siyaset anlayışlarına karşı yeni bir anlayış geliştirildiğinde eskiler; otorite, prestij, ekonomik ve politik güç kaybına uğrar ve eski anlayışlarına daha sıkı sarılırlar. Bugün Türkiye’de yaşanan da budur. Kırmızı şal görmüş boğa gibi daha saldırgan hale geliyor her şey.Oysa sosyal değişmelerin hiçbiri hayatın değişimine uygun yeni görüşler,açılımlar ve tartışma zemini oluşturmadan gerçekleşemez.Seçim süreci boyunca da biraz şov, biraz reyting olsun diye sözüm ona “halkın nabzı” tutuldu, bir sürü laf ve gürültü salatasının adı da “adayları halka tanıtma” oldu. Etik, ahlak hak getire, yine birileri görmezlikten gelindi, yine taraf olundu. Kendilerine mikrofon uzatılan adaylardan “ciddi ve güvenilir adam” pozları aldık, yine bol bol hamaset nutukları izledik. İncir çekirdeğini doldurmayan tartışmalar...Aslında çoğu politikacı ve seçmenin de sistemden pek şikayeti yoktur. Sadece nemalanan, avantayı kapan kesimin başkaları değil de kendileri olmasını arzu ederler. Bu minval üzere, bu seçim süresince de çoğu düzen aktörleri, tıpkı bir tiyatro oyunu gibi her sabah maskelerini taktı, kostümlerini giydi, ezberlenen repliklerle defalarca izlediğimiz bir oyun yeniden sahnelendi.Yine başrolde hamaset ve popülizm vardı. Kişinin biraz da kendi tercihlerinin cezasını çektiğinin farkında değil. Birileri çıkıp da şairin dediği gibi “kabahatin çoğu senin canım kardeşim” diyemiyor;
“.... Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim.”
Bu toplum, bu ülkede yıllardır oy kullanıyor. Açıkça dile getirilmese de artık bazı şeyleri iyice öğrendik. Seçmen zaten her zaman bir şeylerden şikayetçidir. Kendisine sorulduğunda,  kimi politikacıları suçlar ve bunları sandıkta cezalandıracaklarını söyler. Oysa bu, çoğu zaman komik bir tehdit ve ucuz bir şantajın ötesine geçemez. Böyle mızmızlanan seçmenin en kolay seçmen olduğunu politikacı esnafı çok iyi bilir.
Çoğu kere sonuç seçmenin umduğu gibi çıkmaz ve beklentilerini karşılamaz. O zaman da savunma mekanizmalarına başvurur. Kabahati yükleyeceği birilerini veya bir şeyi arayıp bulur hep..
Mühür elimizde şimdi.Yeni bir mevsimin ılık rüzgarları üzerimize sinen ölü toprağı alıp götürmeli.... Ya bu hayatın zencileri olmaya razı olacak, ya da beynimizi ve yüreğimizi sulandırıp bulandıran hamasi söylemlere rest çekeceğiz. Şimdi özgüven tazelemek, şimdi yenilenmek zamanıdır. Paslı bir çiviyi duvardan söker gibi... Çürük bir dişi çeker gibi... Bir sevda çiçeğini sular gibi. Bir yağmurun sesine ayarlanmış adımlar gibi. Emek gibi, şiir gibi, aşk gibi. Kendi küllerimizden yeniden doğmak gibi.
Ve Edip Cansever’in şiirindeki gibi, geleceğin üstüne bir gül işlemek gibi;
“Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Beyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumuş gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin üstüne
Ağarmış dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
Her şeyin üstüne bir gül işlenecek.”

Görünen o ki bugün artık hayat bizden yeni tanımlar, anlamlar, yeni roller ve hamleler bekliyor.İşte yarının pusulası, işte vicdanın mührü..