Hayatın Bir Hakkı Var-Kainatta zerreydik, Dersim’de vücut bulduk - Fadıl Öztürk

ESKİDEN

Aynı yerde doğup aynı yerde yaşlanan insanlarımız vardı bir zaman.
Masallarla büyüyen çocuklarımıza; ırmakların, dağların adını verirdik.
Bu nedenle her yaştan bir Munzur’umuz,
her boyda bir Düzgün Baba’mız var şimdi.
Bazen sevgilimiz oldular, mendil yolladık.
Aynı anadan doğup, aynı memeden süt içen kardeşimiz oldular.
Baba ocağına gider gibi, çocuklarımızla gittik her yıl onlara.
Başını annesinin göğsüne koyarak büyüyen çocuklar olarak,
dara düştüğümüzde o dağlara baş koyup, hakkımız olanı istedik sadece.
Her şeyin bir hakkı vardı o zaman.
Suyun bir hakkı vardı,
dağın bir hakkı,
kuşun bir hakkı,
kurdun bile bir hakkı vardı o zaman.
SÜRGÜN
Şimdi, bir yerde doğup, bir yerde büyüyüp,
adı gurbet olan bir yerde ölüyoruz.
Yurdumuzda gömülmek ya gözümüzde,
ya da vasiyetimizde kalıyor sadece.
Doğduğumuz yerde yaşlanmayı bizden aldılar.
Bizim de sularımız gibi hayata akmak,
dağlarımız gibi omuzları dik durmak,
mevsimleri karşılayıp uğurlamak gibi hakkımız var..
SAVAŞ
Onlarca yıldır çocuklarımız öldürüldükçe ocağımızdan,
evlerimiz yakıldıkça yurdumuzdan,
ormanlarımız yakıldıkça hayatımızdan ettiler bizi.
Dünyada kan, kurşun ve ölüm ülkesi olarak anıldık uzun zaman.
Ölüler bile yıkanırken, acılar yıkanmıyor ne yazık ki.
Yaşlanmadılar, acıları gibi diri kaldılar bize o ölüler.
Tarafı yoktur ve ne yazık ki hayatla beslenir ölüm.
Düşen, ışığı kaybeder; akan kan damara geri dönmez.
Geri dönmez hiç kimse o karanlık ve soğuk yerden.
İçinden geçerken korkudan ıslık çaldığımız mezarlıklar kalır bize.
Elbette düşmanlığı sürdürmekten daha zordur barışı getirmek.
Ama yok etmek değil, yaratmaksa hayatın kaynağı,
mümkündür insanın insana kardeşliği.
Barışın bir hakkı var.
SİYANÜR
Şimdi dağlarımızda siyanürle zehiriyle altın arıyor.
Yerin altını da yerin üstü gibi ölüme boğuyorlar yani.
Önüne geçemezsek, ot bitmeyecek bir zaman sonra.
Çeşmelerden kana kana su içilmeyecek.
Adına ölüm denecek, ama yarası sarılmayacak.
Kurşundan beter bir acıyla kıvranacak önce toprak.
Konan kuş havlanmayacak bir daha.
Suya inen geyikler, balıkların yanı başında ölecek.
Bulutlardan bile sarı bir ölüm yağacak.
Cehennemin yeryüzüne açılan kapısı olacak siyanür.
Yapmayın!
Yaşlıların orada yeryüzüne veda etmeye,
Kadınların orada acılarından arınmaya,
çocukların büyümek gibi bir hakları var orada.
ölümün hiç, hayatın çok hakkı var.
BARAJLAR
Okyanuslara akarken çevresine hayat veren
Munzur’u boğmak istiyorlar.
Elbette dünya yine dönecek,
ay yine korkusuz geçecek geceleri,
yine güneşle başlayacak her yeni gün,
ama Munzur bir daha hiç akmayacak.
Yani, insanı insana katil yapanlar,
şimdi suyu, suyun katili yapmak istiyorlar.
Barajlarla binlerce canlı hayat bitecek.
Doğa suyla bölünüp harita değiştirilecek.
İnsanların bir gün dönmek istedikleri topraklar,
çevre illere, insanları gibi sürgün edilecek.
Barajları yapmayın!
Toprağın bir hakkı,
Munzur’un akmak gibi bir hakkı var.
Bir sabah kapımızdan çıkıp
yüzümüzü güneşe çevirerek,
hiç kimseyi rahatsız etmeden,
yürüyen karıncayı, yeni açan çiçeği bile.
Kendimiz için ne istiyorsak
bütün insanlığın olsun diye,
dua eder gibi mırıldanarak yerle gök arasındaki boşluğa:
Her şeyin bir hakkı var.
Suyun bir hakkı var,
dağın, toprağın bir hakkı,
kuşun bir hakkı,
kurdun bile bir hakkı var bu dünyada.
Yeter!
Sizin de, bütün bu haksızlıklardan vazgeçmek gibi bir hakkınız var.
Haksız olmayın artık!