Gül;Ey Saf Çelişki...


“Gül, Ey Saf Çelişki”

Taşta uyuyan bir gül
imgesi. Rüzgâr sürtünür yapraklarına.

Zamanda ansızın bir kayma.

İştahla gerinen uzuvlar
som ışıkta. Tende ağır baş dönmesi.
Varlığın oluşla yer değiştirmesi.
Ney,
seslenir kamışlara:
“Her şey sevgilidir” Kavuş akşamla.
Çöz gövdeni. Kâinatı içinde ara.

Dilin çeperini yoklayan kelimeler;
Zaman,
Gök,
Taş,
Musikî.
Şimdi kâğıttan seyreder beni hepsi.
Parlarken o akıştan satıhta, hilkâtin
nur heykelleri.

İşte, Gök, delta! Akkor tennûreler
Ağıyor ona. Meleklerle aramızdaki
o lâin boşluğa. Ürperiyor havuzda
iri yıldız lekeleri.

Taş çözdü,
maharetle gövdesine nakş edilen imgeyi.
Karıştı yapraklar. Eridi havada. Kim
baksa bundan böyle,
gül ki ezelî
muam mââââââ!

Vural Bahadır Bayrıl



Şiirin başlığı olan “Gül, ey saf çelişki”, Rainer Maria Rilke’nin mezar taşına yazılı olan kendi sözleridir. Bu ifadenin tamamı şöyledir: “Gül, ey saf çelişki, nice göz kapağının altında / hiç kimsenin uykusu olmamanın / sevinci” (16). Rilke, kendisini görmeye gelen hayranı olan bir kadına, gül koparmak isterken eline diken batar. Ağrıları artınca doktora gider ve ilerlemiş derecede kan kanseri olduğu anlaşılması üzerine sözü edilen mısraı yazar. Bu kertede, gülün hayatı ve ölümü içinde taşıdığı için bir çelişkiyi barındırdığı söylenebilir...
Şiirin ilk mısraı olan “taşta uyuyan bir gül imgesi”, Nietzsche’nin “taşta bir görüntü uyuklar, görüntülerimin görüntüsü” (Rilke 9) mısralarına gönderme yaparak şiirsel ime dönüşür. Fakat Vural Bahadır Bayrıl, Nietzsche’nin genel olarak bir “görüntü” ifadesinin yerine “gül imgesini” ikame eder. Bu ifadelerde yer alan “taş” imgesinin, başlığı da dikkate alırsak mezar taşı olduğunu söylemeliyiz. Yine mezar taşlarına gül nakş edildiği bilgisiyle taş sözcüğünün mezar taşını imlediği farklı bir açıdan somutlanmış olur. Bütün bunların yanında, mevlevî ayininde semâ’zenin başındaki sikkenin mezar taşını imlediğini düşünerek mezar taşını semazenin sikkesiyle ilişkilendirebileceğimiz ortaya çıkar..

Gökhan Tunç