Gece,Şehir ve İnsan

Bu şehrin gecelerini bir türlü sevemedim ben.


Sokaklarında korkak bir sessizlik,Limanlarında ürpertici bir yalnızlık …


Hani diyorum,bir gemi olsam, zincirlerinden boşalmış, dümeni kırık, pusulası bozuk.


Bir fırtına çıksa, gökyüzü şimşeklerle dolsa, ikiye ayrılsa,


bardaktan boşanırcasına yağmurlar yağsa.


Nereye gideceğimi bilmesem, çırpınsam, avazım çıktığı kadar bağırsam, yardım istesem, kimseler duymasa sesimi,
üzülsem,
ağlasam,
ölüme ve kadere,yalnızlığa lanet okusam.


Düşünsem, Harran ovasında şaha kalkmış bir atı,
yaramaz bir çoçuğun küçük ve terli ellerinde tuttuğu, pamuk şekeri olsam…


Bir kum tanesi olsam Sahrada, kalabalıkların arasında kaybolsam…


Dağların doruklarında otursam bir gece vakti,
sigara içsem,
türkü söylesem,
kaçsam,
yüreğim yerinden çıkacakmış gibi çarparken,
yorulsam,
nefes alamasam…


Uzanıp, başımı derin sulara soksam,
gözlerimi açıp ağız dolusu gülerken,
boğulsam…


Boncuktan uğur böcekleri yapsam, uçsam, uzaklara gitsem, hiç kimsenin bilmediği, benliğimin bana ait olduğu bir yerde ölsem,


sonra, küllerinden kendini yaratan Zümrüd-ü Anka kuşu gibi yeniden doğsam…


Delirsem,
yıldızlara küfretsem,
utansam,
yüzüm kızarmadan, kendimden geçsem,
hiçbir şeye aldırmasam…


İşte biz, zamansız yıkımların, en derin acıların içinde öğrendik insan olmayı….!


Acılar hafifledi, hüzün ertelendi belki anlık sevinçlerde.


Bizde insanlığımızı erteledik farkında olmadan.


Unuttuk, gözyaşlarımızın mevsimsiz dökümünü yüreğimize.


Ve unuttuk vuslatsız gecelerdeki kahırlı hallerimizi.


Biçareliğimizde sığındığımız herşeyide unuttuk.


Biz, bize uzak kaldık sonunda.


Belki de duygularımız insan halimizden, bu hoyrat tavırlarımızdan dolayı bizden uzaklaştı.


Ne kadere inanmıştık,ne sevdamız, ne de umutlarımız bizi tamamlamıştı.


Yaşamda bizi bekleyen,bize biçilen roller çok farklıydı.


Bu yüzden; ne kendimizi tanıdık,
ne anladık birbirimizi,
nede dilediğimizce yaşadık,


halbuki, biz bir insandık...


Gülgün