Munzur KAYA :Elazığ Ovasında Bir Klam Söyleyici


Munzur Kaya , Elazığ ovasında Dersim dağlarının ağıdını yakıyor, Klam söylüyor, hem de ne söyleme, sanırsınız bir tarih ayaklanıp yürüyor.. 
 

Elazığ ovasına dair yakılmış yüzlerce Dersim ağıdı vardır, bir ovaya bu kadar ağıt neden yakılır diye pek çoğunuz sorabilir. Ancak bu ağıtları dinleyenler, Dersimlilerin klam dediği söz sanatında gizli olduğunu bilirler.
Yüz yıllar boyu kafkas ellerinden, anadolu’dan, Kürt ve Ermeni diyarından sürekli isyan eden göçebe kavimlerin sığındığı Dersimlinin en büyük rüyası bu ovaya inmektir. Ne var ki, o ova çoğu zaman garip bir sızı, inanılmaz bir ağıt gibi Dersimli’nin içine işlemiştir.

Elazığ bu dik başlı insanların, boyunlarını eğmiş koyunlar gibi celladına teslim olduğu yerdir de. O dağların ardındaki yoksulluktan kaçanlar, bu şehirde yeniden isyan ettikleri sistemle tanışırlar. Elazığ kentinin yoksulları, bu sebeple on yıllardır göç etmiş Dersimlilerden oluşur. Bu yoksullar Hozat garajından yukarı Gülmez tepelerine doğru yayılmış kentin varoşlarında yaşarlar. Elazığ küçük bir şehir, ancak oraya sığınan Dersimlilerin pek çoğu, Hozat garajından ilerisini bilmez. Nil pastahenesinin önünden geçen cadde kentin adeta psikolojik sınırı gibidir.


Elazığ şehrinde ölen her Dersimlinin isteği kopup geldiği dağlara gömülmektir. Belki bu ağıtlarda bu özlemin de payı vardır.


Pek çok köydaşım gibi amcam Biber’in mezarı da bugün Gülmez mezarlığındadır. Ona neden biber lakabının takıldığını keşke sizlere anlata bilsem. Ancak ben sizelere ne bir roman kahramanı kadar renkli olan amcam Biberi ve ne de Elazığ ovasını anlatmayı düşünüyorum.
Geçenlerde bir arkadaşım, bu ovanın ortasında inleyen, adeta bu ovada yitip gitmiş Dersimli’nin ruhunu arayan bir ağıt yakıcıyı dinlememi istedi. Ağıdı söyleyen gencecik bir çocuk, üstünde bezeli çiçeklerin olduğu fakir, sarı bir karyolaya oturmuş. Arkada bulutlar arasında bir hazreti ali resmi, onun üstünde siyah beyaz, bir duvarda Yılmaz Güney’in yetim bir çocuğu göğsüne bastırdığı o meşhum fotograf. Gitaranın tellerine giden parmakları, hala çok titrek, ancak tellere dokunan o parmakların yüreğinizde bir yerleri tırmaladığını hemen fark edersiniz. Söylerken sanırsınız Dersim dağlarından kalkan o eski insaların isyanı Elazığ ovasında inleyen bir yaralı ceylana dönüyor...
Munzur Kaya[1], Elazığ ovasında Dersim dağlarının ağıdını yakıyor, Klam söylüyor, hem de ne söyleme, sanırsınız bir tarih ayaklanıp yürüyor. Klamlarında bir kaç kişi konuşuyor, kadın erkek dile gelip konuşuyor.
Anadolu ve mezopotamya ozan geleneğine dayanır. Alevi ozanlar, Kürt Dengbejler, Ermeni saz ustaları ve Dersim Klam söyleyicileri Anadoluyu resimi tarih yazıcılarının aksine, kendi söz sanatlarında binlerce kere yeniden var etmişlerdir.


Ne yazık ki, Aram Tigran’ın ölmesiyle Ermeni Ozan geleneği son damarını yitirdi. Kürt Dengbej geleneğinden haberi olan kaç kişi kaldı bilinmez. Şivan Perver sonrası Kürt diyarı büyük bir sessizliğe gömülecek gibi. Dersim Klam söyleyicileri de bir bir ölüp gitmekte.
Bunun ne demek olduğunu kaç kişi farkında bilmek zor. Ancak tarihsel süreçlerini tamamlamamış halkların tarihsel aktarımını Klam söyleyiciler yaptı yüz yıllar boyu. Şimdilerde modernleşme adı altında o klamlar, rahat dinlenebilmesi için, (belkide sanatsal kaygı demek gerek) söz yitimiyle karşı karşıya..


Modernleşen tüm toplumlar sözlü tarihsel aktarımdan yazılı aktarıma geçerken, o sözlü geleneğini modern anlatı olan roman anlatısına bıraktı, ne var ki görebildiğim kadıryla ne Kürtlerde ve Dersimlilerde roman karekterlerinin oluşumu pek sağlanamadı.


Roman anlatısını hala bu toplulukların pek çok ileri geleni, sosyal içerikli, siyasal fikirlerin roman anlatısı üzerinden ispatlandığı bir propaganda malzemesi sanmaktadır. Bu ne büyük bir yanılgıdır! Ne büyük bir kötülük bir halka!


Size şu kadarını söyleyeyim, yüz güçlü örgütünüz, sayısı yüzbinlere varan devasa ordularınız olacağına, bir Klam söyleyici olsun.


Koca İskenderin ordularından bugün hiç bir eser yoktur geride, oysa İskender’den çok daha önce yazılan Homeros destanı hala dim dik ayakta ve hala toplumlar ondan ilham almaktadır.
Söyler misiniz, Sılo Qıc, Hese Qaj, Dersim’in ilk Klam söyleyicisi olan Ermeni Mam olmasaydı, bugünkü, Metin Kemal Kardeşlerden, Mikal ve Ahmet Aslanlardan, Aynur Doğan’dan bahs etmek mümkün müydü?


Bu sanatçıları dinleyenler neden Klam söyleyicilerini diri diri toprağa gömdüler acep! Sanırım tüketim çağı bu olsa gerek...


Oysa internet adıyla Munzur Kaya, modern müzik yapacak kadar yetenekli olduğu halde, Klam geleneğini seçmiş kendisine.
Elazığ’a giden bir arkadaşımı gönderdim kendisine, bir pastahanenin bodrum katında pastacılık yaparmış.Gerçek ismi İmam Koyun’muş. Babası Elazığ şehirini taşır, evlerini ısıtır sırtında taşıdığı odunlarla. Neler yapmamış ki İmam o genç yaşında, simit satmış, ayakkabı boyamış, kahveci askısını koluna asıp esnafa çay dağıtmış ve derken bir gün çocuk yaşta bir pastahanenin bodrum katına inmiş, odur budur pasta yapıyormuş. Belki onun yaptığı pastaları doğum günlerinizde, düğün ve nişanlarınızda sundunuz misafirlerinize. İşte o pastaları yapanlardan genç bir adam, yaparken pastaları klamını yakmaktadır yer yüzünün.
İmam Koyun, aynen o eski Dersim Klam söyleyicileri gibi, yakın arkadaş çevresine, yaşlı anne ve babasına çalıp söylermiş.

Dünyanın bütün büyük sanatçıları İmam Koyun, internet ismiyle Munzur Kaya gibi çekirdekten yetişmiş sanatçılardan çıkmıştır. Viktor Jahre, Rodrigo, Aşık Veysel, Mahsuni Şerif, Şivan Perver gibi ozanlar halkın içinden bizzat doğup geldiler..