Narın Gölgesine Övgü / Haydar Ergülen

Narı eskiden bilirim, şiirden eskidir, belki aşktan da. Yine de sanki nar yalnızca şi-irmiş gibi, benimmiş gibi, hatta benden çok başkasının şiiriymiş gibi, bana da ne oluyorsa, ben gönenirim. Narı nereden övmeye başlayacağımı ise bilemem. Sanki hep nar üstüne yazmış gibiyim, onu nasıl öveceğimi bile-mesem de. Belki de elim yazıya her gittiğinde, demek ki harflerin bahçesine indiğimde, yaprak hırsızı olup kelimeler çaldığımda, onlardan bana şiir filan değil, nar gelsin istemişim. İsterim. Narı övmeye şiir de yetmez, yazı da, bilirim. Onu hepimizin yerine ve önce övmüş bir 'nar  bilgesi' var, o narı över, ben onu ve 'nar kardeş'im Hrant'ı överim.  Bilgeler arasında hatırlı bir yeri olan Bilge Karasu'nun 'Narla İncire Gazel'ini okuduktan beri, yani bir kabile kızı olan nara gittiğimde ruhum, dedim ya, elim yazı yerine nara, nar yerine gölgesine uzandığında, bir kutsal metin gibi şu cümleleri anmadan, tekrarlamadan yazıya, aşka, şiire ve nara başlayamam: Nar kentinde bir incir buldum. Narı da inciri de övmek isterim. Anam her kışın en karanlık noktasında, eve gelirken bir nar atardı yere, bütün gücüyle; parçalanıp iyice dağılsın diye. Evin beti bereketi niyetine... Ardından hızla süpürüp silerdi ortalığı. Bir iki sonra, narın patladığı yerden Çok uzakta incecik bir çıtırtı duyduğum olurdu ayağımın altında. Ne kadar dağılmışsa nar taneleri, o kadar iyiydi. Topladıktan sonra söylerdim anneme, sevinsin diye. (Bilge Karasu, 'Narla İncire Gazel'den, Metis Y.)
Bilge Bey, narı da inciri de över ve övgüsü narı bile sevincinden kıpkırmızı ederse, içi içine sığmaz -hem içini içine kim sığdırabilir nardan başka?- bir çocuğa benzetirse, bize de, öyle ya, gölgesini övmek düşer içi içinde olanın, içi içice olanın. Çünkü 'Nar Ağacının Gölgesinde' toplanmış gibidir tüm sevdiklerimiz, özlediklerimiz, yitirdiklerimiz. Yani çokluğu bir olan, birlikte çokluğa varan kabilemiz. Bazen gidesimiz olur, göresimiz gelir, bazen de sevesimiz. Bazen ne gidilebilir, ne görülebilir, ne dönülebilir, hevesimiz değilse de sevesimiz yarım kalır. 'Kalsın' demeyelim, 'olsun' diyelim ki, bundan gün olur, insan narına kavuşur diyelim. Hem uzaklık, ayrılıktan yeğdir. Ayrı düşmektense uzak düşmeye yakın olalım ki, nar dahi uzakta gölgesi, gölgesinde komşuları olduğunu bilsin. Gölgesinden doğru sevinsin, sevincinden kızarsın, diyelim.
Ben de onun komşusuyum. "Bir güzelin aşığıyım erenler/onun için taşa tutar el beni" demek gibi bir şey bu. Onun için nara tutar aşk beni. Ben de narın dostuyum, gölgesinin komşusuyum. İçinin de, sesinin de, gülüşünün de komşusu olunca nar kabilesinden sayılır mı insan? Sayılsın isterim, gölgesinden doğru sayılmak isterim ilkin. İnsan bazen bir sesin gölgesi olmak ister, bazen herkes duysun bazen de bu sessizliği başka kimse duymasın diye. Bir suyun gölgesi olmak ister, bazen akışlı nehirler boyunca kendisiyle gitmek, kendisi kadar uzağa gitmek için, bazen incecik bir sızı gibi ormanların gümbürtüsüne benzer bir şiir eşliğinde sızıla süzüle... İnsan bu, her şeyin gölgesi olmayı istemese de, bazı komşulukların, azınlıkların ve kabilelerin gölgesi olmak yakışır ona. Ruhu da, kardeşliği de kırmızı bir kabilenin, "dosta yandım cehenneme yanamam" diyen bir nar kabilesinin. Sezai Sanoğlu'nun 'Nar Taneleri'nden adı, ruhu, yolu geçenlerin ve dahi geçmeyenlerin, ülkenin, iklimin, mevsimin en karanlık olduğu zamanlarda yere atılan o nar tanelerinin toplandığı kabilenin gölgesi olmak bile yakışır insana.
Aşk, yar, can, ruh, yaz, kış, güz, hiç, yok, bir... Hepsi nar ağacının gölgesinde narın komşuları gibi oturuyor şimdi. Tanrı her bahçeye böyle komşular versin, 'ağaçlar komşumuzun evidir' diyen herkese de hoşluk versin. Bahçenin, ki aynı zamanda yazının da sayılır, bereketi niyetine saçılan nardan, gölgesine övgü gibi toplanmış komşulara da 'gökten üç elma gibi' iyilikler düşsün. Narın üç harfi düşsün bu yazıya da aşkın üç harfi gibi: Biri narı unutmayana, biri bir nar tanesinde ruhuyla karşılaşana, biri de dağıldığı nara toplanana...
İşte benim de başıma bir nar düştü, ben de gölgeye kavuştum, kabileye karıştım ve kalbimin evi o nar ağacının gölgesinde şimdi.