Lili Marlen Hikayesi & Bilal Atış

Lili Marlen'i Ahmet Kaya'dan dinlemeyen yoktur. Bilal Atış da hikayesini yazdı Lili Marlen'in..

Şarkılar vardır ki, sevdaları dillendirir, şarkılar vardır acıları dindirir, merhem olur yaralara. Kimi şarkılar özdeşleşmiştir bir ulusun tüm varlığıyla. Kimi şarkılar vardır cepheden cepheye kan gözyaşı içerisinde sevgi taşır yüreklere. Mehmetçiğin türküsüyle yüreği ürperiverir Anzaklı bir neferin. Söyleyecek çok şeyimiz olsa da kelimelerle ifade edemeyiz bazen. Sahifeler dolusu meramımızı bir ezgi anlatır, hem de en iyi ifadesiyle.
İşte böyle bir şarkıdır Lili Marleen. Avrupa'nın en kara günlerinde bir ışık olmuş, amansız düşmanlar arasında bir sevgi olmuş cepheden cepheye. Düşman dilinden düşman diline tercüme edilmiş, cepheden cepheye ateş tokuşturulurken Lili Marleen ezgileriyle soluk almış askerler. Avrupa’ya sığmayan ünü savaşın sıçradığı her coğrafyada yayılmıştı.





İkinci dünya savaşından bir iki yıl evveldi. Almanya’nın Hamburg sahillerindeki balıkçıların ağızlarında dolaşan romantik bir şarkı vardı. “Lili Marleen” adını taşıyan bu şarkı, onu açık denizlerde ağ atarken, sigara dumanıyla dolu kahvelerde kâğıt oynarken mırıldanan balıkçıların ağzından yavaş yavaş bütün şehre, oradan da bütün Almanya’ya yayıldı. Bir plak şirketi bu hissi melodiyi bizzat onu meşhur eden genç kızın, Lale Andersen’in ağzından plağa aldı.Lale Andersen denize ve denizcilere âşıktı. Bütün şarkılarında denizden ve denizcilerin yaşantılarından, sıkıntılarından bahsederdi. Savaş günlerinde bir gün, tesadüfen onun şarkısı Almanların işgali altında bulunan Belgrat Askeri Radyosunda çalındı ve çok beğenildi. O günden sonra Belgrat radyosuna Almanların işgali altında olan İtalya, Fransa, Afrika’dan plağın tekrar çalınması için mektuplar yağmaya başladı
Günlük programlarda müteaddit defalar çalınan şarkı kısa zamanda meşhur olmuş, dünya çapında sevilen bir eser haline gelmişti. Şarkı yalnız Almanlar tarafından değil, cephede çarpışan İngilizler ve Amerikalılar tarafından da çok sevilmişti,,
Aslında İkinci Dünya Savaşı’nda meşhur olan şarkının sözleri, şiir olarak, Birinci Dünya Savaşı’na katılmış bir Alman askeri olan Hans Leip tarafından yazılmıştı. Leip, aslında bir grafik sanatçısıydı. 1915’te, Karpatlar’daki Rus cephesine gönderilmeden önce tanıdığı; manavın kızı “Lili” ile doktorun kızı “Marleen”i birleştirerek sunmuş olduğu hayali-düşsel sevgiliye, “Nöbetçi Genç Askerin Şarkısı” adında bir şiir yazdı.
Ve 1937 yılında yayınladığı bir kitabında, bu şiire de yer verdi. İki kız arkadaşın hatıralarını canlı tutmak gaye ve duygularıyla yazılan bu lirik şiirde; nöbetçi genç askerin, kışlasının kapısının önündeki lambanın altında, sevgilisiyle buluşmasını ve ayrılışlarını, hüzünlü vedalarını hatırladığında hissettiği duygularını yansıtıyordu.
Şiir, yayınlandığı yıl; Alman besteci Norbert Schultze tarafından bestelendi. Bestelendiği yıllarda ve sonrasında çok da dikkat çeken bir parça olmadı. Ta ki İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllara kadar
Lili Marleen, askerlere vatanlarını ve geride bıraktıkları sevdiklerini hatırlatıyordu. Anavatandan çok uzaklarda, evlerinin ve sevgililerinin hasretine dayanmayan askerlerden birçoğu şarkıyı dinlerken ağlıyorlardı. Şarkı o kadar tutuldu ve sevildi ki, radyolarda bu plak çalındığı müddetçe cephedeki her iki tarafın askerleri de silahlarını bırakarak dinliyorlardı. Amerika’da Marlene Dietrich şarkıyı İngilizceye tercüme ederek, Amerikan askerlerinin çarpıştıkları cephelere kadar gidip söylemeye başladı.
Aynı faaliyeti Lale Andersen Alman askerlerinin çarpıştığı cephelerde yapıyordu. Alman Propaganda Bakanı Goebbels bu şarkının çok hissi ve acıklı olduğunu askerlerdeki çarpışma azmini kırdığını ileri sürerek yasak edilmesini istedi. Fakat başarılı olamadı çünkü şarkı bütün dünyayı tutmuş ve herkesin malı olmuştu.
Bir Alman askeri, savaş sonrasında yazdığı anılarında şöyle demekteydi: “Kuzey Afrika cephelerinde, bütün gün siperlere gömülüp, kıran kırana savaşan askerler, saat ona beş kala ateşi keserler, Belgrat Radyosu’nu dinlerlerdi. Bir gün yine Lale Andersen, Lili Marleen’i söylemeye başladı. Biraz sonra karşı, düşman siperinden bir ses duyuldu. Aksanlı ve bozuk bir Almanca ile sesleniyordu: ‘Hey... Radyonun sesini biraz daha açsanıza.”Lili Marleen daha sonra da askerlerin sevgilisi olmaya devam etmiş, 40'tan fazla dile çevrilmiş ve söylenmiş. Nazi sanatının ve propagandasının muhteşem bir başarısı gibi görünüyor değil mi? Ama değil... Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı Josef Goebbels, Lili Marleen’i daha ilk duyduğunda bu şarkıdan nefret etmiş. Şarkının Almanya’da yayını yasaklanmış. Gerekçe, “halkın moralini bozucu olması”. Lale Andersen’in da 9 ay süreyle şarkı söylemesini yasaklamış.
Gerçi bu kararın tek nedeni bu şarkı değil; Lala Andersen (1905–1972; asıl adı Liese-Lotte Helene Berta Bunnenberg), Rolf Lieberman (1910–1999) adlı İsviçreli bir besteciyle ile yakın arkadaş olması da önemli bir etken. Lieberman Yahudiydi. (Goebbels bu yakınlığı bozmayı da becerememiş. Bu iki sanatçının yakınlıkları Lale Andersen’in ölümüne kadar sürmüş.)
Bu yasaklamadan kendisini sadece Belgrat Radyosu, daha doğrusu Belgrat’tan yayın yapan (Attila İlhan’ın “Lili Marleen” adlı şiirinde ima edildiği gibi Zagrep’ten değil) Alman ordusunun Soldatesender Belgrat adlı radyosu. Bu radyonun yöneticisi Teğmen Karl-Heinz Reitgen, Afrika Korps’da, (Kuzey Afrikada’ki Alman Birlikler) çarpışan bir arkadaşı için bu şarkıyı her akşam çalmaya başlamış.
Goebbels’e rağmen mi? Evet, çünkü Nazi Partisi'ne yakın olmaktansa askerlerinin yaşamını paylaşmayı seçen Afrika Korps’un komutanı Mareşal Erwin Rommel de bu şarkıyı çok seviyormuş. Goebbels, Rommel görevden uzaklaştırılır uzaklaştırılmaz Lili Marleen’in yayını yasaklatmayı becermiş. Ama bu da uzun sürmemiş. Çünkü Soldatesender Belgrat’ı sadece Afrika Korps (ve 8. Büyük Britanya Ordusu ve 1. ABD Ordusu) değil, Rus cephesindeki Alman askerleri de dinliyormuş. Onların baskısıyla yayın tekrar başlatılmış. Özetle, Goebbels’in bütün uğraşısı şarkının popüler olmasını engelleyememiş.
Goebbels, Lale Andersen’e düşman kesildi. Zürich’te bir Yahudi müzisyenle mektuplaştığını bahane ederek onu tutuklattırdı. Andersen iki ay hapiste kaldı. Hapishanede çok acı günler geçirdi. Bir aralık fazlaca uyku hapı alarak intihara teşebbüs etti ise de başaramadı.Hadiseden sonra Alman cephelerinde büyük bir kargaşalık başladı. Binlerce asker Hitler’e mektup yazarak Andersen’in serbest bırakılmasını ve şarkısını tekrar dinlemek istediklerini bildirdiler. Askerlerin bu isteğine karşı koyamayan Hitler sanatçının serbest bırakılmasını emrettiHarp sonunda Almanya İngilizler ve Amerikalılar tarafından işgal edilince İngilizler Lale Andersen’i Londra ya götürdüler. Genç şarkıcı bütün İngiltere’yi ve daha sonra Amerika’yı dolaştı. Lili Marleen şarkısını İngilizce ve Almanca söyleyerek sempati topladı. Lale Andersen savaştan sonra da başarılarına devam etti. Çalışmaları onlarca dile çevrilen sanatçı 1972 senesinde hayata gözlerini kapar. Bir devre damgasını vuran eser savaş yıllarından kalan belki de en tatlı hatıradır.
Kaynakça:
1) Hayat mecmuası, sayı:28, yıl:1964 2) http://ingeb.org/garb/lmarleen.html 3) http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=48804&ForArsiv=1 4) http://www.dhm.de/ 5) http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/3e/Wasserturm_Langeoog.jpg 6) http://www.jazzprofessional.com/report/Norbert%20Schultze.htmp 7) http://en.wikipedia.org/wiki/Lale_Andersen 8) http://www.dieterwunderlich.de/Lale_Andersen.htmp http://www.dailymotion.com/video/x3okbo_lili-marleen_music