“KAZ KAFALI” OLABİLMENİN KOŞULLARI & Remzi Aydın

Önyargılar ve insan; ne kadarda perçinleşmiş. Uğur böceğini sevmeyen yoktur herhalde. Bende çok severim, elime alıp “uç uç” demeye ve bana şans getireceğini düşünmeye iten şeyin ne olduğunu hep merak etmişimdir. Ama aynı uğur böceği et ile besleniyor. Otçul bir hayvan değil anlayacağınız. Hele yakın çekimde bu beslenişini görseniz benim gibi korkardınız herhalde. Canlı canlı küçük böcekleri ağzına alıp parçalaması, ağzının kenarından akan böceğe ait sıvıların yavaş yavaş inişi… Bunu uğur böceğine yakıştıramayız, ama sevgilimizin, annemizin, babamızın, yavrumuzun eti ağzına alıp yiyişini zevkle izleriz. Hatta “gel sana bir mangal partisi” vereyim demekten hoşlanırız. Konu sanki dağıldı, ne diyordum; “kaz kafalı” olmak.

Kazlar “> <” halinde uçarlar. Bu uçuşun sebebi, oluşturdukları hava akımından dolayı enerjilerinin yarı yarıya tasarruflu kullanılmasıdır. Arka sıralara gittikçe daha az kanat çırpışı ile aynı yolu gitme şansları vardır. Ve her yorulan kaz yerini yanındakine bırakarak bir geri sıraya gidiyor. Bu dönüşüm sürekli devam ediyor. Menzillerine ulaşabilmeleri için nöbet değişimini mükemmel uygularlar. Yani kazların içinde “BEN” özelliği yoktur. “Ben”liklerinden sıyrılmış, kaz olarak yaşama asılabilmiş özelliklerle bezenmiştir. Ben olmadan olmaz, bensiz yapamazlar, ben yoksam her şey biter gibi özelliklere sırt dönmüştür kazlar. Onun yerine “biz” giysisini giymişlerdir. Diyelim ki içlerinden biri yaralandı, hastalandı uçamıyor. O zaman guruptan 2-3 kazı onun yanına refakatçi bırakarak uçuşlarına devam ederler. Refakatçiler o kaz iyileşene kadar ona bakar ve beslerler. İyileşince de ya tek başlarına ya da başka bir kaz gurubuna katılarak yollarına devam ederler.

Kazlarda cinsiyet farklılığı da yoktur. Eril ya da dişil fark gözetmeksizin bu mücadelede eşit koşullarda, eşit emek harcayarak yol alırlar. Kazların her birinin renksel ve biçimsel farklılıkları vardır ama bu önemli değildir. Kazların her birinin (insan algılamasına göre yanı olduğu düşünülsede) farklı ses tonu vardır, ama ses tonlarına göre ayrıcalıkları yoktur. Şekilsel farklılıklar; ayrıcalıklar tanımaz kazlara. Yani kaz olmak gerçekten zordur.

Ayrıca kazlar ne olursa olsun bunun dışında; içinde oldukları gurubu terk etmezler. Sağdaki soldaki çöplüklerin o parıldayan yiyecekleri için asla bu gurubu terk etmezler. Rotalarından vazgeçmezler, menzillerine ulaşabilmek için tüm gayretleriyle bu mücadelede üzerlerine düşen görevi yerine getirirler. Hiçbir kazın diğerine göre üstünlüğü yoktur, her kaz bir diğer kademeyi eşit şartlarda yaşamak zorundadır. Zaten onların bu yolculukta başarıya ulaşmasının en büyük sebebi de budur işte. Ben kazları incelediğimde kendi kendime; “yahu komünist bunlar” demiştim. Ya da tam tersi mi? bizim komünistler kaz kafalı bile olamadı mı demek oluyor. Yo öyle hemen kızmak yok! Dünyanın ve Türkiye’nin geldiği noktaya bakınca kendimi bu önermeden sıyıramıyorum. Bir sefer öyle kaz kafalı olmak kolay değilmiş.. Önce sadakatli olacaksın, yolundan vaz geçmeyeceksin, menziline ulaşmak için üzerine düşen görevi mevkie bakmadan yerine getireceksin. Sonra lider olmayacaksın ama her kazı lider olarak göreceksin. Eşitliğin tüm kuralları yerli yerinde olacak. Sonra yoldaşlarını terk etmeyeceksin, düştüğünde yanında kalacak, ona bakacak, iyileştirecek, ölünce de gömeceksin. Ama acını içine gizleyerek yoluna devam edeceksin, hem de başka kaz guruplarının arasına karışarak ve orada da üzerine düşeni yaparak. Bizdeki komünistler bunu başarabildi mi? her biri hangi rotada ve hangi menzilde? Bilen bilir 20 yıldır toplanır dağılır bunlar, çatı partisi, sol parti, sosyalist parti vs kuracaklar. Ama nedense hiç anlaşamazlar. Hala özeleştiri, itiraf, yargısız infaz, karalama ile günlerini geçirirler. Bazıları da lider havasında oturup pazarlıklar yapar. Öyle kaz kafalı olmak kolay değil, gerçekten değil.

Aynı tonda bağırmak, aynı şekilde kanat çırpmak, yorulanın yerini almak, gurubun önünde arkasında fark etmeden bu mücadelede bulunmak, yoldaşını yalnız bırakmamak biz insanların harcı değil. Hegel’in talebesi ne derdi; cezaevi arabasının arkasındaki mahkûmların eşitlikleri aynıdır. Hatta oradaki gardiyanla mahkûmların eşitlikleri bile o kasanın içi kadar bir alana sahiptir”

Ciltler boyu anlayamadığınız kitapları okuyup, bilgiçlik taslamaktansa, bu konu üzerinde kafa yormak daha verimli olur. Ceza evi neresidir? Arabayı kim kullanıyor? Eşitlik sınırları nerede başlar nerede biter? Kasanın içindeki diğer mahkûmlar ve gardiyan. Arabayı kullanan şoför?

Sonuç olarak; “kaz kafalı” olmak ve kaz gibi davranabilmek; ben insanım diyenlerin bile başaramayacağı kadar zordur. Kaçımız felçli bir anneye, eşe, çocuğa öf demeden bakabiliriz? Kaçımız rotamızdan ödün vermeden, sağdaki soldaki çöplüklere bakmadan bu yolda ilerleyebiliriz. Sadece etrafınıza bakın… Ben ise bu yanıtı bilmiyorum….



Remzi Aydın