Sayfalar

cemal süreya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemal süreya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cemal Süreya

Eşdeğeriyle yanyana yürürken / Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra / İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.
Saat beş nalburları pencerelerden / Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,/ Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya; Gitsin Efendim

Gidilmemesi gereken bir içkievi
(Dişçiler, sakatlar, kalbi çürükler gitsin)

Gidilmemesi gereken bir ev Dikmen’de
(Üç kaatçılar, yalacılar, pijamalılar gitsin)

Gidilmemesi gereken bir ev Y. Mahalle’de
(Dönekler, uğrular, şerbetçiler gitsin)

Yolcu bir bardak çay için benimçin
(Aşıklar, şairler, işsizler içsin)

Yaprak, mevsimin içi ve Çin-i Maçin
(Devrimciler, namus erbabı, doğrucular içsin)

Yolcu o şarkıyı bir kez daha dinle benimçin
(Çıplaklar, mert kişiler, kuzular içsin)

Bin dokuz yüz o yıllarda içtiğim sigara
(Bin yıl koynumda beslediğim yılan içsin)

Tam bir yıl can alacağım var birinden
(Bir yılımı da işte falan filan içsin)

Her şeyi öğrenir kişi ve bağışlar sonunda
(Bir anamın sütü kaldı onu da bulan içsin)

Sen son kokladığım gül: adın zambak
(Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin)

Sen incelikler antolojisi, uyut beni
(Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin)

Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin
Sil beni n’olur kırk yıllık kirim pasım gitsin.
‘hayat kısa, kuşlar uçuyor..’
 Cemal Süreya
‘ağaç anlatabilir kendini yağmura,
hiç değilse fısıldayabilir-bunu biliyorum.
kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boynunda vebal.’
 Birhan Keskin

 
 “kuşları okuyorum içimde ağacın kuşlarını yeni pişmiş çilek reçeli gibi
kaynayan dalların üzerinde gemilere dadanan kuşları okuyorum bir de
göklerde bir başına dolaşan görkemle büyük denizlerdeki yalnız kuşları ve
okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları okuyorum da kuş olsun insan olsun
yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı…”

Edip Cansever

Cemal Süreya; Göçebe

sen sık sık gülen gülerken de
sevecen bir akdeniz çizgisini
sol yanına ağzının
iliştiren çocuk özenle
yabana mı atıyorum yani seni
yabana mı atıyorum saat altı buçukları
çocuk ve allah'ın en eski baskısını
değil, değil bunların biri
gözlerimin gemileri kuş istiyor
açılıp kapandıkça sevdam
kapanıp açılıyor bir mavi
şahmaran süt istiyor kefeninden
üç aylık ölmüş çocukların
kerem ile arzu geliyor aslı ile kanber
ay kana kana batıyor
eşkıyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta
kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim
jandarma daima nesirde kalacaktır
eşkıyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine

Cemal Süreya;Yüreğin Yaban Argosu



bir çocuktun sen
bir çocuktun sen, bir bardak duruyordu eşikte

dolu bir bardak duruyordu eşikte
o zamanlar sen daha neydin ki, annen alucra'nın gizli su kürelerinden geçirdi seni; at arabalarıyla ve büyük bir kalabalıkla gidilen başdöndürücü mavi su kürelerinden. neden sonra aldın o bardağı; o yüz yıl beklemiş sütü; çırpınarak bir tülbentten süzülmeye uğraşan o koyu, o beyaz, o rahatsız sübyeyi içtin elinden; onun süreğen elinden. annen miydi? kesik saçı ve açık ensesi miydi teyzenin? içtin elinden. kar mı yağacaktı artık?

birdenbire açıldı yüzün
birdenbire keskin karanfil kokusu kanırtılmış merakın
birdenbire doruklarda dev bir atın nal izleri
birdenbire tırkazından kurtulmuş kan sıcaklığı
birdenbire farkına varılması bu gece de dün geceki gibi sallanan bir fenerin
birdenbire donması yasaların donan bir ışık gibi
birdenbire esnek bir saniyede toplanmış bütün bir çağın ağırlığı
birdenbire tümden gelmeye başlayan bir gramofon çiçeği günlerce tümevarıp varıp da
birdenbire karnından boşalmaya başlayan su, iskeleye yanaşmak üzere olan vapurun
birdenbire gözden siliniveren iki ceylanıbahri
birdenbire iki kafes kıç güvertede
birdenbire iki kuş biri senin kız kardeşinin sandığındaki kokunun renginde
biri bir ilkokul öğretmeninin bir köşeye atılmış geceliğinden
birbirine yapışık iki kuş çılgın bir sevinçle
birdenbire bir çığlık
yakından, en yakından:
gör bizi dünya, görsene bizi!

bir çocuktun sen parıltılar yaratacaktın düzensizliğinden
bunun için belki de
masmavi bir örtü gibi bırakarak gölgeni
geçtin resim çeken söğütlerin içinden

bir yalvaç ılıklığı içindeki ıhlamurları
geçirdin bakışlarının eziklerinden

ve aktı durdu
o ilk
o baş döndürücü
o cahil su

şiirdi bir çeşit:
yüreğin yaban argosu

bir çeşit dostluktu
duyardı
çakılın içinde
damla damla gelişen
bir udu

Cemal Süreya - 1938

"Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu."
Cemal Süreya

Cemal Süreya'nın ORTADOĞU şiiri'nden bir bölüm

Yakındoğu'da acı dirlik içirilmiş tüm kardeşlik coğrafyasına selamla..




Zaman mı? değil zaman.
Akan zaman değil mesafelerdir.

Güneşin çekici yukarda
Suyun bıçağı aşağıda
Krom alçakgönüllü, bakır utangaç,
Ağaç: bir damla iki kıvılcım arasında.
Rüzgâr bilmiyor nerden eseceğini
Sınırlar kesik,
Yerleşme yerlerinde balkıma.

Biz kırıldık daha da kırılırız
Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz, aşkımız yeniden,
Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki
Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle bağış arasında

Biz kırıldık daha da kırılırız
Doğudan Batıya bütün dünyada
Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer
İki ciğer arasında bağlantı kurar
Büyür, bir gün, zenginleşir orada,
Çünkü Ali'yi dirilten iksir de saklı
Hasan'a sunulmuş ağuda,
Granitin de olur bir okyanus diriliği,
Nehirler daha uysal akar,
Bir çiçek nasıl açılıyorsa kendiliğinden
Bir kuş nasıl uçuyorsa
Öyle sever, çalışır insan,
Kıraçlar çarptıkça dağlara
Gül göçürür şafağından
Doğanın altın şafağından
İnsanın altın şafağından
Tarihin altın şafağından

Biz kırıldık daha da kırılırız

Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza. 

Beni Öp Sonra Doğur Beni - Cemal Süreya

Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.

Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

Cemal Süreya : Sevgilim,sen biliyor musun bakalım/ seni nice sevdiğimi..

Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor
Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.
Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.
Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?
Geldiğimi?
Gittiğimi
Hadi!