Sayfalar

NazımHikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NazımHikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

YAŞASIN 1 MAYIS

Türkiye işçileri, kardeşlerim! 
1 Mayıs Bayramınız kutlu olsun! 
Bu bayram en büyük bayramlarımızdan biri. 
Bu bayramı siz Türkiye'de bugün, çok ağır şartlar içinde kutluyorsunuz. 
Biliyorum ve siz benden daha iyi biliyorsunuz tabi.. 
Hayat pahalılığı, Sendikal haklarınızın gayet dar bir halde bulunması..
Bütün bunlar Türkiye'de işçi sınıfının yaptığı savaşı, daha iyi günler görmek için yaptığı mücadeleyi zorlaştırıyor..
 Lakin savaşa devam etmek lazım.. 
Ben şuna kaniyim ki, Türkiye işçi sınıfı, yalnız kendi menfaatleri için değil, 
Fakat Türkiye halkının büyük kurtuluşu için yapılan savaşta da 
ön safta olmaya devam edecektir. 
Bir kere daha kardeşlerim, 
Bir kere daha yoldaşlarım! 
Bayramınız kutlu olsun!!

NAZIM HİKMET

Nazım Hikmet; 19 Yaşım


Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
19 yaşım
Sana anam gibi hürmet ediyorum edeceğim.
Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum gideceğim,
Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
19 yaşım.
Çok uzaklarda yuvaranıyor başım.
Oturuyor 19 yaşım.
yatağımın başucunda.
Ellerim avucunda bana diyor ki:
“– Kafamızda getirelim geri
o delikanlı günleri cancağzım,o dehşetli güzel günleri..
…………….
Geçti dokuz yıl,
ey benim 19 yaşım,
ormanda çam dalları yaktığımız
hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek
aya baktığımız gecelerin üstünden..
Ben yine söylüyorum aynı şarkıları.
Döndürmedi rüzgâr beni havada yaprağa,
ben kattım önüme rüzgârı..
Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin,
gözüme bakabilir elimi sıkabilirsin..
Ve sen ki…
Sen,
benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
19 yaşım.

Nazım Hikmet ; Diz Boyu Karlı Bir Gece


Diz boyu karlı bir gece, sofradan kaldırılıp,
polis otomobiline bindirilip, bir tirenle gönderilerek
bir odaya kapatılmakla başladı maceram.
Dokuzuncu yıl biteli üç gün oluyor.
Koridorda, sedyede bir adam
yüzünde uzun demirlerin kederi,
acık ağzıyla sırtüstü oluyor.
Akla yalnızlık geliyor,
 -iğrenç ve tam,
delilerin ve ölülerinkine yakın

- ilki yetmiş altı gün:
sessiz düşmanlığında üstüme kapanan kapının;
sonra, sac bir geminin baş altında yedi hafta.


Hürriyet Kavgası - Nazım Hikmet

Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler, 
dalga dalga aydınlık oldular, 
yürüdüler karanlığın üstüne. 
Meydanları zaptettiler yine. 
Beyazıtta şehit düşen 
silkinip kalktı kabrinden, 
ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını 
yıktı Şahmeranın mağarasını. 

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar. 
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır. 
Safları sıklaştırın çocuklar, 
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

Bahtiyar Ol Nâzım - Vera Tulyakova Hikmet


Nazım Hikmet: Kötü yüreklerde kıskançlığın en büyük nedeni, bir kadınla erkeğin mutluluğudur. Çünkü onlar iki önemli sorunu, sevgi ve sadakat konularını çözmüşler demektir.

"Sanatta natüralizmden nefret ediyorum." dedin. Donup kalmıştık. Valentina Brumberg, panik içinde konuşmanın yönünü kuramsal boyuta çevirmek istedi. "Sevgili Nazım, demek natüralizmi sevmiyorsunuz. Sizce ne demek natüralizm?" Hiç duraksamadan yanıtladın: "Şimdi içeri gömleksiz bir adam girerse bu realizm olur. Ama pantolonsuz bir adam gelirse bu natüralizmdir."

Tanrı'nın başladığı yerde düşünce yoktur.


Nazım Hikmet: Öyle bir ülkede yaşamak istiyorum ki, orada evlerin kapısı kilitlenmesin; soygun, hırsızlık, cinayet sözcükleri unutulup gitsin.

Nazım Hikmet;Dünyanın En Tuhaf Mahluku

akrep gibisin kardeşim
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi
serçe gibisin kardeşim
serçenin telaşı içindesin
midye gibisin kardeşim
midye gibi kapalı, rahat
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim
bir değil
beş değil
yüz milyonlarlasın maalesef

koyun gibisin kardeşim
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende
ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer
ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin
-demeye de dilim varmıyor ama-
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim..

Karanlıkta Kar Yağıyor - Nazım Hikmet

Ne maveradan ses duymak,
Ne satırların nescine koymak o “anlaşılmayan şeyi”,
Ne bir kuyumcu merakıyla işlemek kafiyeyi,
Ne güzel laf, ne derin kelam…
Çok şükür
Hepsinin
Hepsinin üstündeyim bu akşam.
Bu akşam
Bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var;
Sana,
Senin işitemeyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses.
Karanlıkta kar yağıyor,
Sen Madrid kapısındasın.
Karşında en güzel şeylerimizi
Ümidi, hasreti, hürriyeti
Ve çocukları öldüren bir ordu.
Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor,
Ve ben şimdi düşünürken seni
Şurana bir kurşun saplanabilir
Ve artık bir daha
Ne kar, ne rüzgar, ne gece…
Kar yağıyor
Ve sen böyle “No pasaran” deyip
Madrid kapısına dikilmeden önce
Herhalde vardın.
Kimdin, nerden geldin, ne yapardın?
Ne bileyim,
Mesela;
Astorya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin.
Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki
Kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır.
Ve belki varoşlarda son kurşunu atan sendin
“Yunkers” motorları yakarken Bilbao’yu.
Veyahut herhangi bir
Konte Fernando Valaskerosi de Kortoba’nın çiftliğinde
Irgatlık etmişindir.
Belki “Plasa da Sol” da küçük bir dükkanın vardı,
Renkli İspanyol yemişleri satardın.
Belki hiçbir hünerin yoktu, belki gayet güzeldi sesin.
Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakültesindensin
Ve parçalandı üniversite mahallesinde
Bir İtalyan tankının tekerlekleri altında kitapların.
Belki dinsizsin,
Belki boynunda bir sicim, bir küçük hac.
Kimsin, adın ne, tevellüdün kaç?
Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim.
Bilmiyorum
Belki yüzün hatırlatır
Sibirya’da Kolçak’ı yenenleri
Belki yüzünün bir tarafı biraz
Bizim Dumlupınar’da yatana benziyordur
Ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer’i.
Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim,
Adımı duymadın ve hiç duymayacaksın.
Aramızda denizler, dağlar,
Benim kahrolası aczim
Ve “Ademi Müdahale Komitesi” var.
Ben ne senin yanına gelebilir,
Ne sana bir kasa kurşun,
Bir sandık taze yumurta,
Bir çift yün çorap gönderebilirim.
Halbuki biliyorum,
Bu soğuk karlı havalarda
İki çıplak çocuk gibi üşümektedir
Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların.
Biliyorum,
Ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa,
İnsanoğulları daha ne kadar büyük
Ne kadar güzel şey yaratacaklarsa,
Yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin
Güzel gözlerindedir
Madrid kapısındaki nöbetçimin.
Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
Onu sevmekten başka bir şey yapamam

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ

Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

28.7.962

3 Haziran 1963

‘Nazım,
Sen bizi öyle çok sevdin
Biz seni öyle çok sevdik ki
Küçük adınla çağırır herkes seni
Herkes sen der sana
Fransa da, Rusya da, Yunanistan da,
Aragon da Nazım
Neruda da Nazım
Ben de Nazım
Özgürlük ki adlarından biridir senin
O senin en güzel adın
Merhaba Nazım..’

YANNİS RİTSOS

Nazım Hikmet : Ellerinize Ve Yalana Dair

Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.

Arılar gibi hünerli, hafif,
sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen elleriniz.

Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
                  bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.

Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.

İnsanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asya'dakiler, Afrika'dakiler,
                 Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik adaları
                                                    ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.

İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
                          kolay atlatılırsın...
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
renk yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
                    ve ellerinizden başka her şey
                                                     herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
                           elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
                     bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
                     bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir

ŞAİR NAZIM HİKMET


Şairim
şimşek şekillerini şiirlerimin
             caddelerde ıslık çalarak
                                               kazırım
                                                       duvarlara..
100 metreden
       çiftleşen iki sineği seçebilen iki gözüm,
                                            elbette gördü
                                            iki ayaklıların
                                                  ikiye ayrıldığını..
Sen
benim
     hangisinden olduğumu anlamak istiyorsan
                                                    cebime sok
                                                            kafanı:
orda
      aydınlığı okuyan kara ekmek
                                    sana doğruyu söyler..
Şairim
şiirden anlarım,
en sevdiğim gazel
                 Anti Düringidir Engelsin..
Şairim
bir yıl yağan yağmur kadar şiir yazdım..
Fakat asıl
              şaheserime
                            başlamak için
Hafızı Kapital olmayı bekliyorum.
Futbolda eski kurdum.
Fenerbahçenin forvetleri
mahallede kaydırak oynıyan birer piç kurusuyken
                                     ben
                en ağır hafbekleri yere vururdum.
Fulbolda eski kurdum.
Santırdan alınca pası
                         çakarım
Hooooooooooooooooooooooooop!
5 numro top
     açık ağzından girer golkipin karnına.
Bana mahsustur bu vuruş
futbol potinlerim
    kurşunkalemimden öğrendi bu zanaatı!
O kurşunkalemim ki
9 deliğinizden vücudunuza her tıktığı mısra
                                           işkembenizde taş.
Şairiz be,
şairiz dedik ya be arkadaş....
 
 1923  Nazim Hikmet Ran                                                           

Piraye'den Nâzım'a Ben Senden Önce Ölmek İsterim

bulutlar geciyor haberlerle yüklü agır
buruşuyor hala gelmeyen mektubun avucumda
yürek kirpiklerinin ucunda
benim bağırasım gelir
piraye pirayee diye..
 nazım hikmet

Ben
senden önce ölmek isterim.
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
toprağa beraber dalacağız.
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha ölümü düşünmüyorum.
ben daha bir çocuk doğuracağım.
hayat taşıyor içimden.
kaynıyor kanım.
yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
ama ölüm de korkutmuyor beni.
yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
içimden bir şey :
belki diyor.


18 şubat 1945
piraye nâzım hikmet

''mart’ın onaltısında yedi can düştük gün ortasında yedi can''



Bir ölü yatıyor
Vurdular
Kurşun yarası
Kızıl bir karanfil açmış alnında
İstanbul'da Beyazıt meydanında.
Bir ölü yatacak
Toprağa şıp şıp damlayacak kanı
Silahlı milletim hürriyet türküleriyle gelip
Zaptedene kadar büyük meydanı..
Nazım HİKMET


"Yârin yanağından gayrı'' Her Şey'de Hep beraber diyebilmek


Kosmosta bizden başka düşünen var mı
var
bize benzer mi
bilmiyorum
belki bizden güzeldir
biz ona benzer mesela ama çayırdan nazik
belki de akarsuyun şavkına benzer
belki ne güzeldir bizden ne de çirkin
belki tıpatıp bize benzer
ve yıldızlardan birinde
hangisinde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
hangi dilde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla
Tovariş diyecek
söze bu sözle başlayacak biliyorum
Tovariş diyecek
ne üs kurmağa geldim yıldızına
ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
Koka-kola satacak da değilim
selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adına
mutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına
"Yârin yanağından gayrı her şeyde hep beraber"
diyebilmek adına
evlerin
yurtların
dünyaların
ve kosmosun kardeşliği adına.

Nazım Hikmet Ran

Vakit Varken Paris Yanıp Yıkılmadan / Nazım Hikmet


Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı'nda dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yağmura karışarak.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkımsöğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şeyler çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.

Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvr
aydınlanmış ışıldaklarla
aydınlanmış bizim için
billûr sarayımız..

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız.
Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selâmlayalım, gülüm,
geçen sarı kamaralı şat'ı selâmlayalım.
Belçika'ya mı yolu, Hollanda'ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm...
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın....

13 Mayıs 1958, Paris

Nâzım Hikmet