Sayfalar

Munzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Munzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Zoni u Perperıki - Sinan Usarr

“Eke jû ca de çıqas cısnê perperıku esto, uca de hende zoni qesey benê”… Vatoğê na qesa nêno mı viri, la çı waxt ke zonê şaranê bındestu sero qesey beno, na qesa yena mı viri. Cao ke ez ameyo dinya, zaf-zonın, zaf-itıqatın, zaf-kulturın bi… Uca Dêrsım bi. Dêrsım jû baxçe bi; zazaki, kırdaski, hermeniki u tırki perperıkê ni baxçey bi. Ma zerrê ni baxçey de bime pil…
Kalıkanê ma vatêne ke “Zonê ma, zonê Xızıri yo”. Heni aseno ke, zonê ma ke merd, ma ki Xızır ki bêwayir manenime. Ewro Zazaki zaf tenge dero. Çıke, şarê ma endi zê verêni qesey nêkeno zonê ma. Vanê nae ra 20-30 serri raver ma cografyaya xo de pêro zonê xo qesey kerdêne, ma nıka ? Nıka ki oyo ke zonê ma qesey keno be bêçıke yeno musnaene. Herkes derdê werdê xo, dilıgê keyê xo dero. Heqa inan ki esta, şarê ma qet roştiye nêdiya. A ri ra, asimilasyon ra zêde xo-asimilasyon

Güler ZERE HALK KÜTÜPHANESİ AÇILIYOR Bir Kitapta Sen Getir…


Kültürümüzü yaşatmak, değerlerimize sahip çıkmak için..


Uyuşturucuya, fuhuşa, çeteleşmeye karşı çıkmak için, kimliğimizi, kültürümüzü, değerlerimizi, onurumuzu, inançlarımızı yaşatmak için.


Gençlerimiz bu bataklıktan kurtulsun diyorsan, evlatlarımıza temiz, onurlu, güvenli bir gelecek bırakmak istiyorum diyorsan sende Güler’in sesine ses ver, Bir Kitapta Sen Getir…





İletişim:DERSİM ÖZGÜRLÜKLER DERNEĞİ

Moğoltay Mah. Sanat Sokağı, Çakıcı İşhanı Kat:4 No:3 DERSİM

Dersim Hayat: Bir Dokun Bin Ah İşit

Dersim Hayat Gazetesinin 5.sayısı çıktı. Aylık olarak yayın yapan gazetenin manşeti " Dersim: Bir Dokun Bin Ah İşit". Bu sayıda Dersim'de yapılan röportajlara yer verilmiş..
Dergiden kısaca:
''Ciğerim Dersim için neden dört dağ arasında denmiştir biliyor musun?'' Neden ? ''Çünkü girişi olupta çıkışı olmayan bir kenttir. Bu kapıdan içeri girenin derdi de neşeside burada derinleşir Dersim de neler yaşanıyor, üzerine ilçeleri ve ilin mahallerini dolaştık. Dersim Dört Dağ İçinde Dersimli nin de Dersimli olmayanında en önce söylediği oldu. Dağ gibi derinleşen duyguları, ırmak gibi duran, çoşan, heyecanlanan, hüzünlenen cümleler izledi. İnsan yaşadığı yere benzer sözü bir kere daha ne çok haklı çıktı..
Kamiller ne anlatalım deyip sustular en derinden onlar konuştu aslında..
....Dersim kapılarını küresel sermayeye kapatamaz uyarsında bulunmuştu Dersim Sempozyumu nda Baskın Oran. Dersim in dört dağının kapsından giren baraj şirketleri, siyanürlü altın ayrıştırma ocaklarının ekonomik gücü ve canımız, hayat arkadaşımız olan doğamızın bizden parça parça koparılışını her sayımızda aktarıyoruz. Bu sayımızda bu şirketlerden biri olan TURKCELL in kutsal değerlerimizi hiçe sayan yönelimini Arif Bilgin in “Tume Xızır a Baz İstasyonu” değerlendirmesi ile sizlerle paylaştık. Katliamara, sürgünlere, yoksaymalara maruz kalan Alevilerin yaşamları boyu süre getirdikleri öğretilerini işleyen Alevilik ve İnsan başlıklı makaleyi Turabi Saltık imzası ile yayınladık. Zazaca( Kırmançki) sayfalarımızda Ovacık ilçemizin köy adlarını Xıdır Eren yazdı, yanı başında dilimizden bir şiir eşlik etti. Mesut Keskin in hazrladığı Zazaca ( Kırmançki)dil derslerine bu sayımızda da devam ettik.
Araştırma Görevlisi Ercan Geçgin'in “Dersim in Toplumsal Kalkınmasına Yönelik Olanaklar ve Engeller” başlıklı makalesini ilginize sunduk. Tarihçi Annika Törne nin “Bu Bilgi Bütün Dünyaya Nasihat Olabilir” başlıklı Dersim ültürünün bugün anlaşılmayı hakeden derin bilgisinin dünyaya anlatımı için hatırlatıcı yazısının bizi bir çok şeyi sorgulamaya götüreceğini düşünüyoruz. Dersim'de ekonomik kalkınma için yapılan çalışmalardan Dersim A.Ş. nin yönetim kurulu başkanı ile röportajımızı ilginize aktarıyoruz. Dersim A.Ş. nin kurduğu mandıranın en yakın destekçisi Tatuşağı Kooparatifi nin üretime hazır hale gelişini selamladık. İlimizin Valisi Sayın Mustafa Taşkesen ile Valiliğin çalışmaları ve kendisinin Dersim e yönelik duyguları hakında konuştuk. Haydar Oğur un Kırmançça müziğin önemli isimlerinden Yılmaz Çelik in doğasını dilini anlatan sürükleyici anlatımını aktardık. Teslim Sarıgül yöremizde yetişen şifalı bitkilerden Thırskı üzerine yazdı, bitkilerimizi daha iyi tanımaya olanak sunan bu çalışma sayfalarımızda yerini aldı yine.
..
Dersim bunca dert, bunca neşe ile hayata ders olmaya devam ediyor hayattan dersini alarak. Kuşku yok ki dersimizi ve Dersim'imizi çalışmaya devam edeceğiz. İlginiz ve desteğiniz gücümüz olmaya devam edecektir.  Dersim Hayat'a abone olmanız en büyük dayanağımızdır..

Munzur,Kutsal Su ve İnsan - Erkan Bulut

İnsan ve suyun birbirlerine benzeyen en önemli özelliği nedir; diye merak ederdim. Sonra Munzur Nehrinin karşısında durup uzun uzun suyun akışını seyrettim. Huzur dolu, sessiz bir ortamda suyun sesine kulak verdim. Su bir gözeden doğup geçtiği bütün güzelliklerin sevinçlerine ve hüzünlerine şahit olduktan sonra kilometreler sonra belki de ait olduğu yere, denizlere ve okyanuslara karışarak akışını bitiriyor. Ve insan; doğar sonra zamanın akışıyla yol almaya başlar. Büyüdükçe görmesi gereken bütün güzellikleri, sevinçleri ve hüzünleri yaşar. Sonra nehrin kaynağına karıştığı gibi insan da en sonunda kaynağına yani toprağa karışır. Belki de suyun bize bu kadar yakın oluşudur bizi kendisine bağlayan.
Dersim bölgesinde insanların kendilerine ziyaret ( jiyare ) olarak seçtikleri inanç merkezlerinin hemen hemen hepsinde su vardır. Kutsal saydıkları ziyaretlerin de niyazlarını dağıtır, mumlarını yakar ve dua ederler. Ayrıca Dersim’de Xızır ayında üç gün su içmeyip üçüncü günün akşamı rüyalarında suyu kimin elinden veya nerede içtiklerini görmeleri, buna bağlı olarak suyun geleceğin göstericisiymiş gibi kabul edilmesi de su inancına farklı bir boyut kazandırıyor.
Munzur Baba Gözeleri (Çımê Muzır Babay), Buyer dağı ve Gölü (Ko u Gola Buyere), Büyük Çeşme (Hêniyo Pil), Bağır dağı ve gölü, (Ko u Gola Bağıre), Yoğurgöl (Yoğırgole), Khalo Sıpê (Beyaz İhtiyar), Hêniyê Khalê Sıpi (Beyaz İhtiyar Çeşmesi) Dersim’de kutsal sayılan mekânlardır. Bütün bu kutsal mekânların hepsinde bir su kaynağı yer almaktadır. Bu inanç merkezlerinin hepsinin insanlar tarafından kutsal sayılan hikâyeleri ve efsaneleri vardır.
Bunun yanında Hindistan’da bulunan ve halk tarafından kutsal sayılan Ganj nehri de Dünyanın önemli ve en kutsal nehirlerinden biridir. ”Ganj nehrinin suyundan bir yudum bile içmeden ölmek tamamlanmamış bir hayattır.” tanımı da bu kutsallığı en iyi anlatan cümlelerden biridir. Ayrıca Hristiyanların yeni doğmuş çocukları suyla vaftiz etmeleri, Sümerlerin suyu yaratılışın kaynağı olarak görmeleri de suyun kutsallığının hemen hemen bütün uygarlıklarda ve her çağda aynı olduğunu gösteriyor.
Belki de hayatımızı bir suyla bütünleştirmemizdir; bizi suya bu kadar yakın hissettiren. Bunun içindir ki suya biçtiğimiz değer her canlıya biçtiğimiz değerle aynıdır. Bir varoluştur su ve var oldukça kaynağına ulaşmayı bekler. Gökten toprağa düşen bir damladır önce ve bir damla bir anda bir nehre dönüşür. Bir yol çizer kendine ve rotasında kaynağına ulaşmak vardır. Yol bazen uzar, uzadıkça yeni hayatlar, görülmesi gereken yaşamlar keşfeder.
Suyun bizler için ne kadar önemli olduğu ve aslında suyun bir yaşam olduğunu anlatmak için yazıyorum. Her canlı yaşamını devam ettirebilmek için suya muhtaçtır. Su olmadan toprak fidana yaşam veremez. Su olmadan bulutlar bu kadar güzel gökyüzünde ahenkle dolaşamaz. Yaşamımızın hiç konuşmadan sadece bizi dinleyen tek sırdaşıdır. Küçük bir çiğ tanesidir ağaç dallarının küçük yaprakları üzerinde sessizce havaya karışacağı anı bekleyen.
Fakat suyun kendi özüne ulaşmasını engellemek için kirli elleriyle bentler kurup ve suyun en doğal hakkı olan kendi özüne dönmesi engellenmeye çalışılıyor. Tek amacı yatağında huzur içinde akıp özüne ulaşmak olan suya betonlarla önü tutulmuş duvarlar reva görülüyor. Hiçbir getirisi olmayan projelerle suyun tek arzusu yok ediliyor. Munzur vadisi, Pülümür vadisi, Fırtına vadisi ve adını sayamadığımız onlarca nehrin bu bentlerle önü tutulup kendi özüne kavuşması engelleniyor. Rızası alınmadan tutsak ediliyor ve akışı durduruluyor.
Yukarıda da bahsettiğim gibi her insan nasıl kendi gerçeğinin peşinde yol alıyor ve ona ulaşmak için bütün engebeli yolları kat ediyorsa, su da kendi gerçeğinin peşinde kendi özüne ulaşmak, kendi yolunu belirlemek için akıyor ve kaynağına ulaşacağı günü bekliyor.
Şimdi suya olan vefa borcumuzu ödeme sırası bizde. Bu yüzden, akışı durdurulan bütün nehirlerin bentlerini yıkmak için alanlarda olmalıyız. Suyun çalınmaya çalışılan gerçeğini korumak ve akışının sonlandırılmasını sağlamak için büyük ve örgütlü bir güçle çalışmalı ve mücadele etmeliyiz. İnsanlığa armağan edilen bu dostluğu ilelebet korumak ve kollamak için çocuklarımıza, kardeşlerimize bırakacağımız gerçek bir sırdaş için suyun kendi özgürlüğüne kavuşmasını sağlamalıyız.
Suyun söylemek istediklerini dinlemek isteyen herkes bir suyun kenarında oturup onun sesine kulak vermeli. O zaman burada yazdıklarım daha iyi anlaşılacaktır. Belki Sarf ettiğim bunca sözcüğün suda sadece bir kelimelik cevabı vardır. Suyun sessiz akışında duyacağınız bu cümleleri birde ondan duyun.
Yazılması gerekenlerin sadece bir kaçıydı yazdıklarım. Su gibi akıp giden ömrümüzün bir özü de sudur. Vazgeçilmez bir parçasıdır yaşamımızın. Su yok olursa insan ve doğadaki bütün canlılar da yok olur. Bir suyun akışını durdurmadan önce bunları da hesaba katın.



Sadettin Saran'a cevap;MUNZUR ÖZGÜRDÜR ÖZGÜR AKACAK!

''Deste xo Munzure mara bıonce''

Saran Holding Yönetim Kurulu Sadettin SARAN ın 17 Ocak 2011 tarihli Cumhurriyet Gazetesinde “Saran güneş nöbetinde” başlığıyla çıkan ve Dersim’de yaptırmayı düşündüğü SÖZDE Pülümür Barajı ve HES projesine ilişkin röportajına cevapdır..
(Öncelikli olarak Sadettin Saran hakkında kimi internet sitelerinde dolaşan Saran ailesi Dersim göçmeni konusuna biraz değinelim. Bu sitelerde verilen bilgilere göre Saran ailesi dersim göçmenidir. Dersim’den Kırıkkale’ye göç eden Saran ailesi daha sonra Amerika’ya taşınırlar. )
Sadettin SARAN Dersimde yapmayı düşündüğü sözde Pülümür Barajı projesi ile ilgili olarak “Tunceli’de geçenlerde HES’lere karşı büyük bir protesto oldu. Bir grup buraya holding binamızın önüne de geldi. Bazı sıkıntılar var.” demektedir. Sadettin bey şunu iyi bilmelidir ki ata topraklarımızı elimizden alacak, bizlerin hayatını zehredecek, kutsal mekanlarımızı ve mezarlarımızı sulara gömecek, yaşam alanlarımızı yok edecek ve Dersim coğrafyası ve insanı için bir yıkım anlamına gelecek bu sözde projeler karşısında Dersim insanı sizleri daha çok sıkıntıya sokacaktır. Bunun şimdiden bilinmesinde fayda vardır.
Sadettin Saran “Bu protestolar tabii ki bize geri adım attırmayacak” demektedir. Burada asıl hedefin kendisinin olmadığını bilmesinde fayda vardır. Burada asıl hedef ilimiz coğrafyasını barajlarla heslerle boğmak isteyen yüz yılı aşkın bir zihniyetin sahipleridir. Asıl hedef sadece seni vazgeçirtmek değil, bu baraj projelerinin iptal edilmesini sağlamaktır. 8 Ocak’ta on bini aşkın Dersim’li sözde baraja karşı yürüdü. Geri adım atmayacağım diyen Sadettin Bey Dersimlilerin sözde baraja karşı attığı kararlı adımları iyi duysa gerek.
Sadettin Saran “Tunceli’de şantiyede 350 kişi çalışacak. Biraz da bu boyutunu düşünmek lazım. Tunceli değil de gider başka yerlere de yapardım.” demektedir. Sadettin SARAN kimi kandıracağını sanıyor. 350 kişiyi istihdam etmekle mi kandıracaksın Dersim halkını. Biraz da bu boyutunu düşünelim diyor birde. Pülümür vadisi her yıl yüz bini aşkın vatandaşa ev sahipliği yapmakta ve bu sayede Dersimde binlerce esnafımız ailelerinin geçimlerini sağlamaktadırlar. Her yıl memleketlerine tatile gelen vatandaşlarımızın bıraktığı ekonomik fayda ise en az 200 milyon lira. 350 kişiyi istihdam edeceğim dediğin sözde baraj projen binlerce insanımızı kuru ekmeğe muhtaç edecektir. Sen Dersimlileri incik-boncuğa kandırabileceğini sandığının zavallılar olarak gördün galiba. Neymiş gider başka yerde yapardım barajları diyor. Git nereye yaparsan yap. Seni tutan yok zaten. Ama Dersime yapamayacağını hatırlatmamızda fayda var sanırız.
Sadettin Saran “Birkaç ay içinde HES inşaatlarına başlamayı planlıyoruz. Ancak bundan sonra HES’e ağırlık vermek istemiyoruz. Biz asıl Güneş’i bekliyoruz” demektedir. Birkaç ay, birkaç ay daha… ya sonra. Dersim halkı eli-kolu bağlı bekleyecek, mahallelerini, köylerini terk edecek, servet olan topraklarını 2 kuruşa sana devredecek, binlerce insanımızın naaşlarının yattığı mezarlıkların sulara gömülmesine göz yumacak, en önemlisi Dersim Alevi inancının en önemli değeri olan ziyaretlerini senin o sözde pis barajının altında bırakacak... öyle mi? Güzelim coğrafyamızı sözde HES’inle cehenneme çevirdikten sonra yüzünü Güneş enerjisine çevireceğini söylüyorsun. Hangi yüzle GÜNEŞ’e bakacaksınız merak ediyoruz…
Su, toprak, ateş ve GÜNEŞ kutsaldır bizde..Atalarımız bizlere suya, toprağa ve üzerinde yaşayan tüm canlılara saygı göstermeyi ve ibadet ederken yüzümüzü hep GÜNEŞ’e çevirmeyi öğretti. Yüzü güneşe dönük Dersim insanını bekleyen zor günler olacak elbet. Ama ısrarla topraklarımıza baraj yapmak isteyenler bilsinler ki onları da oldukça zor günler bekliyor olacaktır.
Güzel coğrafyamızı yok ettikten sonra yüzünü GÜNEŞ’e çevirenlere lanet olsun...

MUNZURda BARAJLARA HAYIR! Haydi Çevreciler Kendinizi Gösterin ..

Dersim sınırları içerisinde bulunan 9 akarsu ve dere üzerine toplamda 20 yi aşkın baraj ve HES yapmak suretiyle bu topraklara hayat veren suyun akışını durdurmaya, yaşanılabilir tüm yaşam alanlarımızı yok etmeye çalışıyor.Tamamı sınırlarımız içerisinde olan 3 adet baraj projesini tamamlayan ve enerji üreten devlet, şimdide gözünü Munzur ve Pülümür vadilerine dikmiş durumda. Uzunçayır barajı ile baraj göletini şehrin içine kadar sokarak hukuksuzca bir ilki gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri şimdide şehrimizin tam orta yerine “PÜLÜMÜR BARAJI VE HES” adıyla yeni bir utanç projesini hayata geçirmeye çalışıyor.
Bu sebeple, yaşadığımız bölgede bundan sonraki süreç hepimiz için çok önemli bir süreçtir. Bu süreç içerisinde, kendimiz için, gelecek nesillerimiz için, doğal çevremizin korunması, ,yaşanabilir doğal bir çevre için, toplumumuzun inanç, kültür ve sosyal değerlerinin korunması için hepimizin üzerimize düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor.
Zaten Anayasa; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, Devletin ve vatandaşın ödevi olduğunu hükme bağlamıştır. Çevre Kanunu da çevrenin bütün canlıların ortak varlığı olduğunu vurgulamıştır. Bu anlamda birey olarak toplum olarak üzerimize düşen bu görevi yerine getirmek için 8 OCAK 2011 GÜNÜ tüm halkımızı barajlara karşı tepkimizi hep birlikte dile getirmek, hem Pülümür barajını hem de yapılmak istenen diğer barajları hiçbir şekilde istemediğimizi, özel şirketlerin ekonomik çıkarlar için kendi yaşam alanlarımızdan, kutsal değerlerimizden, canlı cansız bütün varlıklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi ifade edelim...

Dersim İnancında 12 İmamlar ve GaĞan


Şahım Hayber kalesini yıkarken
Nice münkir helak oldu bakarken
Kevser ırmağından şerbet içerken
Turnalar Ali'yi görmediniz mi..
 

Rozé Des u Dı Yimamu (12 İmam Orucu)
İnsanlık tarihinde oruç, içinde bulundukları dönemin koşullarına göre belirlenen bir inançsal bağlanma yoludur. Bir ibadet biçimidir. Bunlar döneme, mevsime ve güne göre değişkenlik gösterirler ve ona göre adlandırılırlar. Her toplumda kimi bazı değişiklikler gösterse de temel özellik aynıdır; inandığını hoş tutmak ve onun merhametine sığınmak.
Dersim İnancı ya da ''Raa Heqi'' denilen inanç kültürü, bu bölgenin inançsal yapısını ortaya koymaktadır. Diğer inançlarla hem benzerlikleri ve hem de gözle görülür ayrılıkları bulunmaktadır. Oruç, Dersim inancının önemli mihenk taşlarından biridir. Acılarını, kederlerini, şükranlarını, sevinçlerini sembolize eder.
Dersim’de oruç, gece saat 24.00’da başlar, diğer gün güneş battıktan sonra biter. El, yüz dualar eşliğinde yıkanır, yakınında hazır bulunanlar öpülür, ''Rozé tu Qewul vo'' (Orucun Kabul Olsun) denilerek, hazırlanan yemekler birlikte yenir. oruç, 12 gün devem etmektedir. Kérbela’da şehit edilen Hazreti Hüseyin ve yoldaşlarının anısına tutulan orucun adıdır. Oruç 12 gün tutuluyor
olmasına rağmen, kadınlar 13 gün tutmaktadırlar. Bir gün fazla oruç tutulmasının 1. nedeni, Ana Fatma’nın ciğer acısını paylaşmak için, 2. nedeni de, öldükten sonra ve de kıyamet günü sorgu ve sualde kadınların şefaatçisinin Ana Fatma olmasındandır. . Kerbela olayı adeta yaşanılır. 12 gün boyunca su içilmez. Çamaşır yıkanmaz, tıraş olunmaz, tırnak kesilmez, makyaj yapılmaz, aynaya bakılmaz. Kan akıtmamak için et yenilmez, kokmamak için sarımsak, soğan ve yumurta yenmez. Eğlence ve düğün yapılmaz.
Orucun 6. günü komşulara niyaz dağıtılır. 13. günü ise aşure pişirilip dağıtıldıktan sonra oruç bitirilir. Kurbanlar kesilir, tıraş olunur, komşular ziyaret edilir ve yeniden normal yaşama dönülür.
13. günde pişirilen Aşurenin malzemesi 12 çeşittir. Bunlar, su, tuz, döğme, şeker, hurma, kuru üzüm, fındık, fıstık, incir, esbabiye ve cevizdir. Aşureyi pişiren kişi, aşurenin tadına bakarak orucunu açar ve aşuresini dağıtır. 12 yıl orucunu tam tutan kişi, 12 kazan kaynatarak, komşularına dağıtır ve önemli bir görevi yerine getirdiğine inanır.
Dersimlilerin kendileri için yas tutup oruç tuttukları Hüseyin ve Kérbela olayı, tarihsel ve toplumsal haklılığı olan bir kıyım olayıdır. Kerbela, insan vicdanında mahkum olmuştur. Her mazlum insanın yüreği Kérbela için yanar ve onun anısını yaşatmak için Kérbela’da katledilenlerle ortak saf tutar. Çünkü bu, insan olmanın şeref ve onuruyla ilgili bir durumdur. Kéebela ağlama duvarı ya da eziyet günü değildir. Kérbela, haksızlığa, zulme ve baskılara karşı bir karşı duruştur. Acısı, insanlığın ortak acısıdır. Kérbela olayı, bütün katledilenlerin ortak öyküsüdür. Haklıyla haksızın, mazlumla zalimin, iyiyle kötünün, onurlulukla onursuzluğun kavgasıdır. Kérbela olayı, orada şehit düşen Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının haklılığına dayanan mazlumların gücüdür. İnsan sevgisidir, yaşam kaynağıdır. Bu haklı kavga dünyalaştı, nefeslere, dualara, deyişlere girdi. Toprağa yüzünü sürerek, sulara daldı. Alev olup, usulcacık gökyüzüne yükseldi. Kuş olup uçtu, turnalar yas tutup semaha döndü. Acılar insana dairdir, yani insandır her şeyin özü. Hüseyin biziz, biz Hüseyin. O, Dersim’dedir, Maraş’ta; Sivas’ta, Çorum’da, Gazide!
DERSİM'de GAGAN
Dersim’de Gağan Aralık ayının ortasında başlar, Ocak ayını ortasında sona erer. Yani Gağan bir ay devam etmektedir. Her aşiret sırasıyla haftanın üç günü oruç tutarak devam ettirir. Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri oruç tutulur. Perşembe akşamı genellikle Cem tutulur. Gağan, aynı zamanda eski yılı uğurlama ve yeni yılı karşılama niteliğini taşır. Gağan ayında, evlenip dışarı giden kızlar (Zeyi) ziyaret edilir. Pésare pişirilir ve çeşitli hediyelerle birlikte Zeyi’ye gidilir. Ayrıca Dani (kaynatılmış buğday) pişirilerek hem birlikte yenir ve hem de, ağıldaki hayvanlara serpilir, bereketli olsun diye. Sabah erkenden çeşmeye gidilip su alınır, kötülükler ve hastalıklar gitsin, yerine sağlık ve bereket gelsin diye eve, ev halkına ve hayvanlara serpilir. Perşembe akşamı Zerevet yemeği hazırlanır, içine çeşitli boyda üç çöp parçası konur. Kısmet, Bereket ve Baht’ı simgeleyen bu çöpler kimin lokmasında çıkarsa, gelecek yıl ki kısmet, bereket veya baht o kişilerdedir. Köyün gençleri toplanarak eğlence planları yapar ve köyü eğlendirirler. Biri eski elbise giyip aksakal takarak Khalkék, biri kadın kılığına girerek eşi olur, biri de arap kılığına girer. Kalabalık genç kesim de peşlerine takılarak ev ev gezip Gağanlarını ister ve çeşitli yiyecek maddeleri toplarlar. Gençler, Khalkék’ın eşine takılır ve kaçırmak isterler. Khalkék te eşini korumaya çalışır. Böylece keyifle gezer, topladıkları eşyaları bir evde birlikte pişirerek yer ve eğlenirler.
Bu ay Gağan ayıdır aynı zamanda. Dersim Kültür Derneği her Gağan ayında bu geleneği yaşatmak için çeşitli etkinlikler düzenlemektedir ..