Sayfalar

Arkadaş Zekai Özger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaş Zekai Özger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AŞKLA SANA

alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum
senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti hırsım deler mi toprağı
beni acısıyla onduran dostumu aşkla vurduran hayat sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla 
anamın doğurgan karnıdır diye 
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye 
sana bağlandım sana sarıldım
beni umutsuz koma tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana,
 sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı 
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim yedi başlı kartalım her başını bir dağ başlangıcında koyanım
senin böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak artık ırmak mı ne denir
işte devrim ona benzer bir akışın hızına denir
 yarın ne olur bilirim ben
 bahar gelir, otlar büyür ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi güzel kokular veren
bir damla güneş görünce sana da gülümseyeceğim yarın

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

Kan Reçetesi - Arkadaş Zekai Özger


Kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet
İşte benim bulutum
pas tutmamış sözcüklerden örgülü bir ağıt
alnına halk sıçramış neferlerin çılgar gözleriyle
sana
ey rengi tarihini utandıran elbise
Yüzün hiç yabancı değil
sen eski borazanların gedikli çalgıcısı
sesine küflü ambarların kokusu sinmiş
irin salgını, cinayet fotokopisi ve kangren depolanmış
eskimiş tarih satıcısı ambarların kokusu.
Burnum duymuyor ama seni
uslanmış ıtır kokusunu da duymuyor
benim burnum
benim burnum
vahşi dağ çiçekleri, bozkır gülleri ve devedikenlerinin
kırları genişleten halk kokusuyla yanıyor
genzim çatlıyor
genzim çatlıyor ve seni de çatlatıyor
el illizyonizmin sırça küresi.
sana kim sus dedi Kalbim.
Dünya bir ateşten top gibi kavruluyorken
toprak güneş sıtmasıyla sarsılıyorken
burda, orda, öte yanlarda
alınterinin öfkeyle fışkıyan şavkı
yeryüzünü yeniden biçimliyorken
ve depremle sarsılan halkların beyni
illizyonizmin büyüsünü bozuyorken
seni kim büyülemek istiyor Kalbim.
Bildim hiç kuşkusuz
su yılanları, yeraltı fareleri ve akbabaların koruyucusu
çarpıcıların, kemirgenlerin, leşçilerin
şaşırtılmış kolcusu.
Usul usul da gelsen, harlayarak da gelsen
el illizyonizmin güleryüzlü büyücüsü
masken kandırmıyor çoktandır beni
beni ve benim gibi
dünyaya kanından dürbünle bakanları
soluğu cehennem yakanları.
Çünkü biz hayatı kendi aynasından gördük
biliriz sırça kürenin yaldızındaki puştluğu
Ey tırnaklarımı büyüten tahammülsüzlük
beynimde hora tepen on sivri bıçak
senin kendi damarında denediğin keskinlik
halkının alnındaki tomurcuğu patlatsa da
kan kendini aldatmaz
kan kendini aldatmaz
Kalbim!
bu acıya dayan
varsın işkenceler dağlasın seni
duru bir gök için vahşete katlananlar
acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı
Kalbim!
bu acıya dayan
bu acıya dayanman için
yaranı iyileştirmek için sana
parçalanmış gül cesetlerinden bir reçete
vereceğim
vahşet dağlarından kızgın kemik külleri
işkenceler ovasından kan dölleri
ve yangınlar vadisinden dehşet bir ateş.
Kan kokusu büyüyü bozmak için
Kemik sıcaklığı sırça küreyi eritmek için
Ateş kırmızısı göğü aydınlatmak için
Böylece dirilir içindeki gül cesetleri bile
dirilir ve o zaman
çılgın bir şafakla tazelenen gökyüzü
bir taze tomurcuk gibi açar
kanıyan alnında senin.
Kalbim!
sen varsın
sen tökezleyen bir şarkı değilsin
ne de uzun, yanık havalı türkü
sen kendinin ezgisisin.
Yırt öfkenin sabredilmez dağarcığını
dağılan, saçılan ne varsa hepsi senindir
kara bir gök ancak bunlarla arınır
ve elbette yeter bunlar sırça küreyi dağıtmaya
acı diye ne varsa hepsini onarmaya
Kalbim!
elimden tut
elimden tut
sensiz birşey yapamam

Ağlamak Acıların Yontulmuş Biçimidir, Hüzünse Çocuğun Gökyüzünü Sevmesidir

 
HERŞEY TEKRARDIR BİRAZ

Öperse sakalımı biralanmış bir berber
Aşkımın civcivleri kanatlanmış
merhaba
şiirlere kılıç çeken gökyüzü
yerin bu şiirde de bir çocuk ağlamasıdır
(yerin bu şiirde küçük bir çocuk ağlamasıdır)
yani ki sen
EY
li bir heple başlayan
hüzünlerin ve yalnızlığın bekçisi
bütün şiirlerin babası
üvey
babam
merhaba
EY
(artık küçül)
-ey-
acıların güç çeşmesi
suyun artık beslemiyor çocukları
ey babam
merhaba
olmasa babamın karısı
büyütün artık beni
(ağlamak acıların yontulmuş biçimidir
hüzünse bir çocuğun gökyüzünü sevmesidir)
yorgunum bir gülü devşirmekten

görseniz artık yüzüm bozulan bir çiçektir 
evde kalmış kızların göğsünde sık bulunan
beni solduran akşam üstleridir pencerelerde
çünkü hüznü hüzün besler yalnızca
merhaba
diyorum bir acıyı ikiye bölmek
bir elmayı ikiye bölmek kadar güçtür
görseniz artık yüzüm bozulan bir dengedir.
bir serçeyi gökyüzünde barındırmaktan kıyan
(bence bütün serçeler yaşlandıkça serçedir)

güneş(ki göğün orospusudur)

yatar da çirkinliğin baykuş kuşuyla
unutur bir serçeyi kendisiyle sevişmeyi
şimdi yaşlanan bir gökyüzüdür hayatı
aşkı ve sevişmeyi kendisinde arıyan
merhaba
diye bir ses nerden gelirse küçük bir çocuğun
serçeleri çok seven bir çocuğun eskiyen yüzüdür güneşe karşı
 
(babam benim annemi sana emanet ediyorum)