Karınca Nasihatı - Sezai Sarıoğlu

“Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş. / Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş. / Sağı solu gözler idim, dost yüzünü görsen deyû/ Ben taşrada arar idim, ol cân içinde cân imiş/ Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrıdır ben gayrıyam,/ Ben de görüp işiteni, bildim ki ol cânân imiş.” (Niyazi Mısri)

Eskiden masalcılar ellerinde uzun bir masal ipi,çember halinde otururmuş.Masalını anlatıp bitiren ipe bir düğüm atarmış.Çemberin ve ipin sonundaki en masalcı kadın, derin bir nefes alıp üfleyerek düğümleri  çözermiş.Böylece, yeni bir masala başlamanın, masalı başkasına anlatarak o masaldan kurtulmanın yolu açılırmış.Masala başlamanın sihri, kalbiyle dinlediği bir masalı anlatarak düğüm atmak; yeni bir masala siftah etmenin sihri ise, sır’ı kendine malum nefesiyle düğümü çözmekmiş...
Bir masaldan yeni çıkmıştım...Elimde yeni bir “masal ipi”,dilimin hayreti,aklımın merakıyla yürüyordum.“Barış” görüşmeleri başlayalı sorularımı ve cevaplarımı zihnimden dizime koyup düşünüp durduğum bir gündü.Kelamım, kalemim ve kalbim Barış’tan yanaysa da tarihe  koyuyuyorum olmuyor, coğrafyaya koyuyorum  dolmuyordu.İçimde bir sıkıntı vardı ki bunu ancak devrim, çözerdi. Ama elimizden kaçırıp dilimize düşen devrim çok uzaktaydı. Kırmızı kırmızı düşünüp dururken,21 Mart’ın Newroz’un yanı sıra Dünya Şiir Günü ve Dünya Masal Günü olduğu aklıma gelince devrim bulmuş gibi sevindim.
Dahası, derdime bir çare bulurum diye yolumu, Newroz’a, şiire ve masala düşürmek için evden çıktım... Bir masaldan yeni çıkmıştım... Elimde yeni bir “masal ipi” yürüyordum...Evimizin yakınındaki koruda, yürürken topal bir karıncaya rastladım. Barış’ı bi göz olsun görmek umuduyla yaşını küçültmekten geliyormuş. Bizim buraların yabancısı bir karıncaydı. Derdine derman bulmak için masalı terk etmiş, insan içine çıkmıştı. Sırtında tevatür bir nar taşıyordu. Buğday yerine nar taşımasının bir manası varmış da “içi” olmayan “dış”ından ibaret dünyalılara söylemezmiş. Söylemesine göre, Nar da bir dünya görüşüymüş, Barış masasında Nar’ın aleyhinde cümle kurup kalbini kırmaya gelmezmiş. Yeraltından, yer üstünden, dağlardan, sulardan geçip gelmiş. Bütün derdi, günlerdir dilinde taşıdığı bir çift sözü söylemek, özenle taşıdığı Nar’ı Amed’de Newroz alanında “tarihin ve barışın beti bereketi” niyetine parçalamakmış...Ben diyeyim diyalektik rastlantı, siz deyin rastlantı tanrısının marifeti, iki dertli karşılaşınca samanlık aşk değil dert olurmuş. Benim derdim, Devrim’den, kendimden ve şiirlerimden çoktu. Kıymayın bana dağlar, devletler, taktikler, taklitler ve tahliller, diyecek oldumsa da, dilim içime kaçtığından, diyemedim. Kalakaldım. Hem karınca hem de bilge olmanın kolay olmadığını anlamıştım. Ne karıncaydı o içimden geçip dışıma dökemediklerimi kararınca okumuştu. Sana “karınca duası” yapayım da ferahla, deyince iyice mahçup oldum. Mahçup olmak mağlup olmaktan iyiydi. Bir masaldaydık sanki; o söyledi ben tekrarladım:“Devletle mi karşılaştınız;dikkat!
 Devlet benzeştirir. Diliniz devletin diline benzemesin. 
Alma mazlumun ve Barış’ın âh’ını çıkar aheste aheste, diyerek, kendinizi ‘öteki’ olmaktan kurtarıp eşitlemeye çalışırken başka halkları ‘zan’ altında bırakan bir dil sizden uzak olsun...Karpuz’u, koruyalım, kollayalım derken Nar’ın ve tedirgin güvercinin âh’ını da almayın...Newroz’u ve ateşi şımartırken, 1 Mayıs’ı ve karanfilleri üzmeyin..Tarihteki kötülüklerden tanıdığınız “zorunluluk” kavramına sığınıp özgürlükleri sadece iki halkla tanımlamayın ki yeni bir resmi tarih yazılmasın...Yıllardır ellerini dağların, dillerin, halkların altına koyan, koymayan, az koyan çok koyan sosyalistlerin itirazını eşyanın doğasına uygun bilin, ne var ki ‘mutlak haklı’ olmayı teorinin ve pratiğin kaldırmayacağını da onların defterlerine karınca harfleriyle yazın.Çok yenildiğiniz, hatta güzel yenilmediğinizin tecrübeyle sabit olduğunu unutmayın. Tarih/hayat bu kez Kürdili Hicazkar makamında yeniden yenilmeyi reva görmesin, diye aklınızla kalbinizin kader hesabını yeniden tutun ve şiirlerle, masallarla ve ateşle sağlamasını yeniden yapmayı siz siz olun ihmal etmeyin...”Çok sormuş ve sorduğu kadar da çok bilmiş ve çok görmüş karınca “Benden söylemesi” deyip, uzaklaştı. Elimde masal ipiyle kalakaldım.Yeni bir masala düğümler atmak için, “Amin yerine şiir”, “Amin yerine masal”,“Amin yerine Newroz” diye sayıklayarak peşi sıra yola revan oldum. Eskiler,“ah min’el aşk” demişlerdi...Aşkın elinden âh çekmek aşka dahildi; her şey aşk için ve aşk yüzündendi.