Şükrü Erbaş


İnsan,hangi insansız cehennemle cezalı olursa olsun, soluk aldığı sürece varolmak için kendisini yıkıp yıkıp yeniden kuracaktır. Yaşama mucizesi dediğimiz şey, onun, çift ağızlı bıçak gibi iyiliğe de kötülüğe de işleyen yetisindedir.

Bellek, bir anlamda insanın hayat bilgisidir. Bilgisinden de öte hayat bilincidir.Bu ülkede kuracağınız herhangi bir muhalif cümle, masum ve haklı bir eleştiri cümlesi, bu yasalar böyle durduğu ve devletin yapısı böyle sürdüğü sürece, sizi bir günde "terörist", "vatan haini","bölücü" yapabilir.Budala ciddiyeti, değersiz büyüklüğü, saygısız gücü, derme çatma inceliği, kendi boşluğu ile yüzleştirerek gülünç düşüren karikatür, insanı içine düştüğü değersizlik duygusu ve yabancılaşmadan kurtaracak en özel olanaklardan birisidir..Öğrenmek pahalıya mal olur.
Aşkla susmak arasında kurulan ilişki, edilgin, yalnızca iki insandan oluşan ve kendi üstüne kapanan, dolayısıyla dünyayı silen bir ilişki değil; tam tersine, olumsuzluklarına olan onca itirazına rağmen, toplumla ve doğayla örülmüş, her ikisini de dayanak noktası yapmış, yapıcı ve yaratıcı bir ilişkidir.
Yazının, şiirin yalnızlığından başka bir kalabalığa inanmıyorum.
Dönüp geriye bakıyorum da, kişi ya da kurum, küçümsediğimiz ne varsa hepsi bizi, haydi yendi demeyelim ama yönetti, yönetiyor. Hayata beraber başladığımız, bizden önce başlayan, bizden sonra bu uzun yolculuğa katılan arkadaşlarımı düşünüyorum; sonra dönüp bu ülkeyi yönetenlerin çapına, düzeyine, donanımına bakıyorum. 
İçim acıyor..İnsanların ilgi ve güven dilendiği bir devletin ne onuru ne iyiliği ne de varlığının bir değeri olabilir.
Hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. Eşitlik özgürlük ister.
Örselersiniz ama gülü karanfile benzetemezsiniz. Kimse kimseyi kendine benzetecek kadar üstün değildir.
Sevmek insanın en büyük acısıdır.
Hemen her çağda üç değişmez konuğu olmuştur şiirin: sular, çocuklar ve akşamlar. Üçü de düş kırığı bir acının izinde girmiştir şiire; üçü de aydınlık sevince gebe.
Dünyayı hafife almak kendi ağırlığını; şiiri hafife almak sözün ağırlığını bilmemektir.
Ekonomik, sosyal, siyasal ya da askeri mücadelelerin en acımasız dönemlerinde bile sanat, tüm olanaklarıyla direnenlerin en büyük güç kaynağı olmuştur. Kim ki mücadelesinde sanatı gözardı ediyor; tarih bilinci de yoktur. 
Ve o kimse değiştirmek için yola çıktığı gerçekliğe çoktan yenilmiştir. Ve onun bildiği, yanıldığıdır; ömrü, yaşamı kadardır.
Bugün yeryüzündeki toplam işgücünün üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Dünyanın toplam gıdasının yüzde ellisini, Afrika'nın toplam gıdasının yüzde seksenini kadınlar üretiyor. Buna karşılık; kadınların geliri toplam gelirin onda biri. Kadınlar, yeryüzündeki toplam malvarlıklarının yüzde birine sahipler. (BM raporundan)
Çocukluk; özgür algısı, aklı ve diliyle yaratıcılığın en büyük hazinesidir. Hangi ihtiyarlık çağlarını yaşarsa yaşasın, insan yaratıcılığının anayurdudur.
Çeviri, içine konulduğu kabı kırarak suyu bir başka yere, bir başka kaba taşımaya çalışmaktır.
Generallerin en iyi dostu düşmanıdır. (Rus atasözü)
Bir varlığın yazılı tarihi yoksa bu dünyada bir hayatı yoktur.
Tarla kuşu yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.
İnsan denen bilinmeze mektuplar gönderdik biz. Üstelik yanıt beklemeden. Yaşamak adına başka çaremiz olmadığından; gelecek adına başka çaremiz olmadığından; "insan olmaktan başka" çaremiz olmadığından.
Dağıstan'da Avarlar, hayatını istediği gibi yaşayamamış insanların mezar taşlarına "100 yaşına kadar yaşadı ama dünyaya gelmedi." diye yazarlarmış. 
Huysuz bir kişi için "Seyahat, adamı hiç değiştirmedi; gitti geldi ama yine aynı aksi, lanet adam" diyorlar. "Gayet tabi" diyor Sokrates, "Kendisini de beraber götürdü."
Günlük hayat bizden, bir ısrar ve vazgeçme bilgisi ister. Geçmiş de gelecek de ancak bu bilgiyle bizim olacaktır.
Ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!
Hey sevgisiz toplum! Kimse kimsenin yerini yaşayamaz. Yüreğindeki "süveyda"ya sahip çık. Ütopyanı ellerinle kur ve koru. Geleceğin olmayacak yoksa.