Erdal Alova - Dizeler

YANILGI

Yetişmez gülüşlerin sarılışı
ne de anlayışın
adımlardan bir çizgi olduğu yaşamın
yetişmez anlatmaya sesinin kırılışını
gözlerinin parçalanışını
alışmadıkları bir soğuktan.
Gün bir ağartıyla karşılar pencerenden
seyreder gövdeni alaycı serinliğiyle
der: "Her şey yeniden başlayacak, yeniden sen dokunuşlarını getir doğmamış aşkların ben yayayım çıplaklığımda Geçmiş Zaman'ı."
Ve gürültüsü sarar çevreni seslerin, gölgelerin alırlar seni uzayan bir yorgunluğa bırakırlar büyüyen ayçasına gecelerin.Sanırsın kimse görmedi ayla başbaşa kalırken bilmediler ince bir camdan yapıldığını gülüşlerin
çünkü kimseler geçemedi dişlerinden öteye
dediler: "Bu gökyüzü bize yeter!

Ama ben, kargınmış çocuğu düşlerin sanrıların
geometri bozguncusu, büyücüsü kokuların
dinlerim taşların altında yatan yüreğimle
gövdenin kıvrımlarını, titreşen sokakları
giyerim lacivert geceden gömleğimi
derim: "Ey kent, gel dans edelim seninle!"
paylaşırım seni akışan bir çığıltıda
sanırsın kimse görmedi gözyaşın bıçaklanırken
paylaşırım, en güzel sesleri vermek için sana.

Birinci Tekil Şarkı
''ben bir yaban atıyım
serseri rüzgarlardan doğma
ömrüm benim, şu rodeoda.
sarhoş bir denizanasıyım
geçiyorum
budanmış budunlar arasından
ömrüm benim
uyur gibi yapan çocuğun
bütün duydukları.
bir elim orgda
bir elim orak
geçiyorum dünyadan
turnede bir oyuncuyum
uyandığı şehri tanımayan
yaşım yok
adım hiç erdal olmadı benim
kötü tarif edilmiş
bir adres gibi
dolaşıyorum gövdemi
geçiyorum yıllardan
unutmaktan yorgun
beynim bir sonbahar sarayı
kızgın kelimelerden bir kovan
yunuslar gibi sıçrıyor
aklımda dizeler
geçiyorum günlerden
yarı kör bir kaptanım
karada yerim yok
deniz istemiyor beni
ölümse çoktan çevirmiş 
gönderdiğim haberciyi
geçiyorum
içimde kıpkırık tanrılar
bir dağ puluyum 
akdeniz’e yapışmış
tuzgölleriyle ağlayan bir babayım
bitik bir kentim
eski adını sayıklayan
arkamda hüzün alayları, yıkımlar
açık kalmış bir köy çeşmesiyim
unutuştan sonsuza akan''