Yılmaz Odabaşı; Martılarla Randevu

(Cezaevi Şiir Günlükleri) 
“bilmiyorum yasalar doğru, yerinde midir, tümü yanlış mıdır yoksa; bütün bildiğimiz bizi tuttukları zındanın, duvarı sağlamdır oysa; her günü yıl gibidir önünde yolumuzun öylesine bir yıl ki, günleri yıldan uzun...”- O.Wilde-                
I
demiştim şu durakta biraz daha kalalım
biraz daha....biraz daha ceplerimde 
kelepçesiz ellerim...
demiştim, gidip geniş bir bulut alalım
çünkü yarın
gökyüzü üzerimde hep dikdörtgen kalacak...

II
bir izmarit gibi unutulsam 
da düştüğüm yerde
öperim bulutumu ölürüm ölümümü
ölürüm ölümümü
ey hayat, yine de yenerim zulümünü! 


III
sen kederle mazlum, aşkla yamansın
yürürüm uçurumlara beni anlarsın
bir rüzgar silip geçse de çizdiğim mavileri
yıllar unuttursa da eski güzellikleri
boğamaz ayrılıklar en büyük sevgileri
daha her gece öksüz bir çocuk gibi iniyor
dışarıdan mektuplar sesler geliyor
şu mahsun avlularda günler ölüyor
kalbimacıyorkalbimacıyorkalbimacıyor...

IV
ayrılığın eline bir mendil verin geride kalanlara şarkı söyleyin...
V
işte hasadımda boş günler, boş avlular
puştlar geçiyor protokolden
gözlerinde, düşlerinde namlular
birazdan vuracaklar! 
birazdan 
vuracaklar! 
ve bizim çocuklar, hesabını acıların rüzgarlara soracaklar...
VI
ömrümde nice sızı var
kışların önü, sonu var
kalbim kuşatmalarda dar
dağlarda ölmek isterim

ben ateşten, hınçtan doğdum
üç beş kuruşa kul oldum
yetmedi de mahpus oldum dağlarda ölmek isterim
kaç mevsim ağladım kaldım
tutuşan özlemle yandım kentler zalimdi dayandım
dağlarda ölmek isterim

VII
ak bulutlar katar katar
dedim, buralarda ne aranır? 
dışarıda bir dünya aydınlanırken
içerde bir yılmaz kararır...

VIII
uzaklarda kara gözden bir selam vardı
saramadım soramadım ömrüm zarardı
artık bu ayrılıklardan kalbim usandı
bir gökyüzü bir duvar, bir resim kaldı
oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı
bıraksalar martılarla randevum vardı
çömeldiğim avlularda düşler sarardı
o muhteşem dostluklardan şimdi kim kaldı
hançerlendim akşamların alacasında
yaşamadım, ölemedim ömrüm talandı
oysa dünya ne geniş koğuşum dardı
bıraksalar martılarla randevum vardı...

IX
“ben haklıyım”dedim halka
dedi halk: 
“ne hakla? ”
dedim 
ışığa 
yaz 
sesini; anlamı akla! 
“aşıkınam” 
dedim o aşka
gel beni beyhude atma! 
İster Öldür, 
 İster Öp
 Ve
 Kalbinde sakla...
iki celse de
hükümlü kaldım; 
çok yorgunum çok bozgunum 
ama sen bana
bakma bakmaaa
bakmaaaaaaaaa! 
X
kırdılar kalemimi parmaklarım yas içinde 
yıkadım ellerimi söze sığındım
yıllarca tufanlarda kırıldı yelkenlerim
kaldığım gölgelerle size sığındım
kaç bahar kan damladı üstüne şu günlerin
utandım çiçeklerden güze sığındım
kovuldum yurdumdan duldasız kaldım
bir mahkum, bir mülteci küle sığındım
XI
ben içeride, sen uzak yollardasın
yollarda çamlarla, çınarlarlasın
yollarda uğuldayan rüzgarlardasın
gardiyanlar koğuşta sayım yaparken
efkarımla birlikte sayılmaktasın
ömrümde bir hazan yaprak dökerken
özlemin o esrik tadındasın
ben çürüsem ben ölsem de bu taş odalarda
bilirim önce sen asıl sen yanımdasın...
XII
bozkırlarda doğumum, voltalarda ölümüm üryan! 
artık atlar koşuştursun poyrazı yerime bozkırlardan
bak, saçların geçiyor benimle voltalardan
saçlarınla geçiyorum seninle acılardan
bir ilmek atıp zamana sevdam geçirsin...
geçirsin kavlince hasreti bulutlardan...
XIII
yürünecek çok yol vardı
burnumun dikine kandım
isimler öyle çoktu senin adını andım
yıllar geçti, kurtuldular
bir ben içerde kaldım...
XIV
kapanınca kapılar 
ıssızlığa kimse  kalmaz içeride
yağmur yağmaz, toprak kokmaz duvarlar
kapanınca kapılar
kasvetlidir geceler, gardiyanlar
kapanınca kapılar
“hey! ” derim: kapılar heey! 
Ben ne kederlerden geçtim
Hageçtimhageçtimhageçtim
Eksilmedi yüreğimden kibritim...
XV
geliyorum
köpekler gibi acı çekerek geliyorum
hasretinin gözlerinden öperek! demiştim şu durakta 
biraz daha kalalım
biraz daha....biraz daha ceplerimde 
kelepçesiz ellerim...