Hakikat ağıtlarla dile geliyor

Ayfer Düzdaş’ın Koçgiri Bölgesi’ndeki ağıtlardan derlediği yeni albümü, “Şînên Koçgiriyê” KOM Müzik etiketi ile yayınlandı. Albüm, Koçgiri Bölgesi’ndeki ağıtların toplandığı ilk çalışma. Düzdaş da 13 ağıda yer verdiği çalışmasında hem kaybolmakla yüz yüze kalan ağıtları kayıt altına almak hem de ağıtların içinde saklı olan hakikati ortaya çıkarmaya çalışıyor. “Katliamlarla anılan bir coğrafyada, acıları en çok da ağıtlar dile getiriyor”

Ağıtları derleme fikri nasıl ortaya çıktı?
- Bu proje, 2004 yılında düzenlenen “Kadın Ağıtları” konser projesi ile kafamda şekillendi. O dönem kadınların yakmış olduğu ağıtları, kilamları enstrüman olmadan sahneye taşımış ve birçok festivalde bu anlamda konserler vermiştik. Kadın ağızlı ağıtları incelerken kendi bölgem olan Koçgiri Bölgesi’ne yönelip araştırdım. İçine girdikçe bu alanın zenginliği ve önemi bende çalışmayı derinleştirme ihtiyacını doğurdu. Böylelikle sözlü kültür alanında çalışmalar yapmaya başladım. Koçgiri Bölgesi’ndeki yaşlılara gitmek, onlarla sohbet etmek, geçmişe dair anılarını dinlemek ve bunları kayıt altına almak benim için önemliydi. Çünkü onlar birçok tarihi olaya tanıklık etmiş, kendinden öncekilerden bilgileri devralmış kuşaklardı. Aynı zamanda devredeceği bilgiler dolayısıyla yaşayan birer tarih ve bir daha geri gelmeyecek değerlerdi benim için. “Şînên Koçgiriyê” çalışması bu şekilde başladı. Bölgenin tarihi, kültürel ve sosyal yaşamından örnekleri bir CD  + kitapcık olarak hazırladım.


Sözlü tarih aktarımı olarak ağıtların Koçgiri Bölgesi açısından önemi nedir?
 - Sözlü aktarım dediğimiz masallar, ninniler, ağıtlar ve müzik bütün halklar için önemlidir; fakat Koçgiri Bölgesi için yüklendiği işlev bence çok daha büyük bir öneme sahip. Koçgiri Katliamı’ndan sonra bölge üzerinde ciddi anlamda asimilasyon politikası uygulandı. Koçgirililer bir taraftan etnik kimliklerine diğer taraftan da inançları ile ilgili ciddi anlamda baskılara maruz bırakıldı. Bölge insanının kendi dillerini konuşmaları, cem bağlamaları, deyiş söylemeleri yasaklandı. Halkın anonim sözcüleri olarak tanımlayabileceğimiz pirler, dedeler, ağıt yakıcı kadınlar bu anlamda çok önemli bir işleve sahiptirler. Toplumsal belleğin dilden dile, nesilden nesile aktarılmasında ve yaşatılmasında kilit bir role sahip olarak bugüne geldiler. Onlarca yılın birikimi, kültürü, tarihi onlarda saklı. Ben bu çalışmada sadece bir boyutunu yani ağıtları işleyebildim. Kaybolmakla yüz yüze kalan ağıtları ve ağıtçı kadın geleneğini kayıt altına almak, üzeri örtülmeye çalışılan Koçgiri kültürünün yeniden gün yüzüne çıkarılmasına küçük de olsa katkıda bulunmak istedim.
Ağıtları çoğunlukla kadınların söylemesi neyi ifade ediyor?
 - Sözün bittiği ve anlamsızlaştığı zamanlarda bölgenin önemli bir geleneği ağıtlar devreye girmiştir. Ölenin ardından genellikle kadınlar ağıt yakar. Ben bu durumun direkt kadının doğurganlığıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Kadını erkekten ayıran ise bu özelliğidir. Çünkü yaratan, büyüten emek veren kadındır. Ve kaybettiğinde de en çok acı çeken yine kadının kendisidir. Yaşamın var oluşunun ve yok oluşun en iyi tanığıdır kadın. Bu yüzden de yok oluşun ağıt yakıcısı ise kadındır. Her kadın da ağıt yakamaz bu aynı zamanda bir  yetenek işidir. Ölenin ardından ağıt yakıcı kadınlar geleneği geçmişten günümüze gelen çok eski bir gelenektir. Fakat aynı zamanda bir iki kuşak sonrası kaybedeceğimiz ve her ağıtçı kadının ölümüyle yitip gidecek bir gelenektir. Bu çalışma aynı zamanda bu değerlerin korunması anlamında da önemli bir yerde duruyor.
Ağıtlarda acıların yanısıra direnişe de  yer veriliyor. ‘Koçgiri’ ve ‘Çalurd’ bunun en önemli örneklerinden. Direniş ağıtlarda nasıl işleniyor?
 - 1919 ve 1921 yılları arasında Topal Osman ve Nurettin Paşa vasıtasıyla bölgede büyük bir katliam yapılmış, binlerce Kürt Alevisi katledilmiş, talan, yağma, tecavüz ve göçertme de dahil, her türlü işkence bölge insanına uygulanmıştır. Koçgiri’de yapılan katliamın kesin rakamları ise gizlenmiştir. Kızılbaş- Alevi kültürünün hakim olduğu Koçgiri, aynı zamanda bu kültürün tarihten bugüne yaşadığı acıların da coğrafyası olmuştur. Bu anlamda Koçgiri’de yaşanan acılar, yapılan zulümler üzerine ağıtlar yakılmıştır. Koçgiri ve Çalurd bu anlamda örnek verebileceğimiz ağıtlardır. Özgürlüğü için direnen coğrafyada ağıtlars, bu direnişin anlatımına da sahne olmuştur. Çalurd ağıdının sözleri bunun en iyi örneklerindendir. Ağıtta direniş şu sözlerle dile gelir: Yıl bin dokuz yüz yirmi bir / Halk kalmadı hepsi çıktı tepe ve dağlara / Aç olanlar susuz kalanlar kırıma uğradılar / Yıl bin dokuz yüz yirmi bir / Kalkın, kalkın ey halk, aşiretler / Allah müminlere izin versin de / Harp eyleyelim bütün aşiretler içinde... Bu anlamıyla ağıtlar Bölge’de hakikatin sesini dile getirmişlerdir.
Koçgiri Bölgesi’ndeki ağıtların diğer Kürt Bölgeleri’nde ki ağıtlarla benzer ya da farklılıkları var mı, Kızılbaş kültürünün ağıtlar üzerindeki etkisi nedir?
 - Gelenek ve göreneklerin benzeştiği, ayrıştığı, birbirini etkilediği ve etkilendiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Fakat Kızılbaşları diğer inanç mensubu kesimlerden ayıran ritüelleri vardır. Örneğin Alevi kültüründe ölmek, hayatın bitmesi anlamına gelmiyor, Hakk’a yürümek, Hakk’a kavuşmaktır. Ağıt, Ölenin ardından dökülen gözyaşlarının ve çekilen gönül ıstırabının dışa yansıması olarak anlam bulur. Ağıt yakmanın bölgeden bölgeye değişen belli gelenek ve görenekleri de vardır. Koçgiri bölgesinde kadınlar sırayla ya da toplu halde ağıt yakar. Örneğin Adıyaman’da ağıt söyleyecek olan kadının eline ölene ait bir eşya verilir. Ağıtçı kadın, ağıt bitene kadar ölene ait olan eşyayı elinde tutar ve ağıdı bittikten sonra yanındaki ağıtçının önüne bırakır. Fakat Koçgiri bölgesinde, ağıtçı kadının eline, ölene ait olan herhangi bir eşyanın verilmesi geleneğine rastlanmaz. Koçgiri bölgesinde kimi köylerde erkekler de ağıt yakar.
Ağıtlarda enstrüman kullanmamışsın. Sadece çıplak kadın seslerine yer vermişsin. Bu tercihinin nedenini öğrenebilir miyiz?
 - Ağıt yakan birini dinlediğinizde sesiyle, sözüyle yüreğe işleyen ağır bir duygu bırakır insanın üzerinde. Gözyaşları ağıt olup akar yüreğinden ve söze dönüşür. Ağıt yakan da dinleyen de dayanamaz bu acıya. Doğrusunu söylemek gerekirse ağıdın kendi doğası, söz ve ses güçlü bir şekilde hissetirir zaten. Ağıtlar söz üzerine kurulu olduğu için enstrüman kullanmadım. Bir anlamıyla sözün enstrümanın gölgesinde kalmasını istemedim.
Ağıtlarla birlikte hazırladığınız kitapçık da önemli bir arşiv niteliği taşıyor..
 - Evet. Albümü 13 ağıt ve 112 sayfalık bir kitapçık şeklinde hazırladım. Her ağıdın farklı bir hikayesi ve öyküsü var. Koçgiri Katliamı’nı anlatan ağıtlar, öksüzlere, gurbette ölenlere, kimsesizlere yakılan ağıtlardan oluşuyor. Kitapçık bölgenin tarihi, gelenekleri, inançları ve günlük yaşamdaki birçok ritüeli içeriyor
Saklı olan çıktı...
Siz de iki ağıt seslendirmişsiniz. Tarihsel mirasın sürdürülmesi anlamında sizin bu tavrınız size bu kültürün devamcısı olma niteliğini katıyor mu?
  - Albümde bana ait olan iki ağıt seslendirdim. Annem de ağıt yakıcı kadınlardan ve albümde onunda söylediği ağıtlar var. Tam anlamıyla bu kültürün devam ettiricisi olarak kendimi tanımlamam doğru olmaz. Bunun yanında tabii ki bu geleneğin içinde besleniyor ve aynı zamanda içinde yaşadığımız çağın müzikal birikiminden yararlanıyoruz. Ama ağıtçı kadın geleneğine, o kültüre sahip olmak bambaşka bir şey. Ben sadece saklı olanı ortaya çıkarmaya, seslerin ardındaki izleri takip etmeye çalışıyorum.
Önder Elaldı- Özgür Gündem