Bejan Matur ; Rüzğâr Dolu Konaklar

Doğduğumuzda
Bizim için yaptırdığı sandıklara
Gümüş aynalar Lacivert taşlar
Ve Halep’ten kaçak gelen kumaşlar Dolduran annemiz
Bir zaman sonra
Bizi koyup o sandıklara
Yol
Rüzğâr
Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.


Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
Çocukluğumuzu ekleyecek

Avunmamızı isteyecekti
O çocuklukla.
Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
Karıştığı uzun ırmağa
Bırakıldığımızda
Annemiz bu kadarını istemezdi
Bu yüzden O uyurken
Uzaklaştık Diyorduk sulara.

Gidişin kendisinden artakalan
Her şey, herkes burada.
Ben buradayım
Kardeşlerim yitikliğiyle burada
Annem elbiseleriyle
Erkek kardeşim savaş korkusuyla
Babam burada hiç uyanmış olmasa da
Dünya eksilmiş etrafımda
Bir düş sanki olanlar
Uzayan ve uzadıkça acıtan

Annemiz
Siyah kadife elbisesini okşadığında

Saçlarını düşürerek bakışlarına
Babamızı hatırlardı:
Beyaz bir dağda olduğunu söylüyordu onun
Beyaz ve her bahar küçülen bir dağda

Hepimizden büyük olan
Ve uzaktaki savaştan korkan
Erkek kardeşimiz
Dönmeyince bir daha
Biz de korktuk savaştan.
Ama savaş değildi onu bırakmayan.
Gelirken yanımıza
Atıyla uyumuş
Babamızın karşısındaki karlı dağda
Annemizin yüzü azaldıkça
Omuzları küçüldükçe annemizin
Şaşırdık hangi dağa bakacağımıza

Evimizin uzun sofasında
Kadife elbisesi uzayıp Gümüş başlığı ağırlaştıkça
Bolardıkça gümüş kemeri
Annemiz benziyordu baktığı dağlara.
Baharda inceliyordu kabuğu
Ama ulaşamıyorduk ona. Ölüyordu
Bu defa gerçekten eriyordu Bir daha görünmedi sofada


Annemiz
Her gece siyah kadifesiyle Dolaşıyordu dağların arasında
Kökleri olmayan bir meşeydi o
Suskun, arasıra ağlayan

Ayrılmadan daha
Toplaşır gölgesine annemizin
Fısıldaşırdık aramızda Tanrım n olur bağışla
Evimizi bağışla tanrım n olur
Dokunma sofamıza
Orada gülebiyoruz ancak Orada adamakıllı susuyoruz
Orada ağzımız bizim oluyor
Dokunmasak da Görüyoruz annemizi uzaktan


Soğuklar başladığında
Atlılar gelmişti bizi almaya
Yaşlı ve tahaf atlılardı
Korkutmuşlardı bizi
Kar yağmıştı bakışlarına.
Ve hiç konuşmadan bizimle
Bakmadan ellerimizin küçüklüğüne
Konaklara götüreceklerdi bizi
Rüzgarla uğuldayan konaklara

Annemiz
Babamızın ve kardeşimizin ortasında
Usulca uyurken
Uzaklaştık yaşlı atlılarla.
Boynumuz ağrıdı geriye bakmaktan
Gözlerimiz uzadı her kıvrımda.
Ama boşuna
Boşuna bizim ağlayışımız Hastalığımız boşuna
Yönü yitirmişti atlılar

Dönemedik bir daha

Dağlardan yuvarlanan taşlar gibiydik.
Dört kızkardeş
Gölgesiyle derinleşen bir vadide
Artık bizim olmayan Yatağımızı aradık
Aradık yatağımızı günlerce. Kaç dağ gittiysek
O kadar uzaktık birbirimizden
O kadar yalnız kendimizle

Ne son ne başlangıç Ne içeri ne dışarı Oradaydık
O taştan dünyanın ortasında. Yollarımız uzadıkça
Annemizin dövmeleri kararmakta

Ayrılacaktık herbirimiz  Bir yolağzında.
Ama önce kim  Kim korkacaktı
Yoldan
Geceden
Ve yaşlı atlıdan.  Sıramız yoktu
Bu yüzden ürperiyorduk her ayrımda.

Ben kalmıştım sona Önümde uzanan dar yolla
Acılarından güç alan
Bir yolcuydum artık hayatta