Deniz Gezmiş ;Beethoven'ı Anlamak

Bugünkü kuşak bizlerden oldukça değişik. Ayrı özellikler taşıyor bu kuşak.
Bir bakıyorsun, silahını alıp eyleme giriveriyor. Bu yeni arkadaşları söylüyorum.
Bizim kuşak başka türlüydü.
Biz edebiyattan falan geldik buraya. Yenikapı’dan. Beni al işte: 1966’da üniversiteye girdim, İstanbul Hukuk Fakültesi’ne. 1964’te partiye girmiştim, Türkiye İşçi Partisi’ne.
Bu yeni kuşak, bizler gibi değil, öyle uzun boylu düşünce tartışmaları falan da yapmaya fırsat bulamadı bu kuşak. Üniversite özgürlüklerini yaşamanın ne olduğunu bile anlayamadan kendilerini eylemin içinde buluverdi çocuklar.
Örneğin, Beethoven’i doyasıya dinleyemediler.


Eisenstein’ın filmlerini, Pudovki’nin filmlerini bile şöyle rahatça, zevkle seyredemediler.
Düşünsene, bir resim sergisini bile şöyle içlerine sindire sindire gezip görme olanağı bulamadılar.
Bu eksikliklerin onlara çok zararı oldu.
Marksizm-Leninizm, nasıl insanlığın bir ürünüyse, bunlar da, bu söylediklerim de, insanlığın uzun yüzyıllar sonunda yarattıklarıdır, ürünleridir.
Bu yeni gelen kuşak, insan olarak, bunların, bütün bu insanlık ürünlerinin çoğundan yoksun kaldı. Hiç de iç açıcı bir durum değil bu.
önemli değilmiş gibi görünür ama, yahu bu çocuklar doğru dürüst âşık bile olamadılar.
Burjuvalar bilmez bu hikâyeyi.
İnsanlığın büyük kültür mirasını yine en iyi, devrimciler anlar, devrimciler değerlendirir. Marksist-Leninist olanın, ötekilere üstünlüğüdür bu.
Bir burjuva, inan ki, Beethoven’in Yedinci Senfonisi’ni, bir devrimci kadar anlayamaz bence.
Bir burjuva, Lorca’nın şiirinin tadına, bir Marksist-Leninist gibi varamaz.
İspanya İç Savaşı’nı yaşayan biri Rodrigo’yu nasıl bizlerden daha iyi anlarsa, bu da öyledir. Bilmem yanılıyor muyum? Hiç sanmam.

 Deniz Gezmiş