İmanımız Aşktır Bizim,...Alevilik - Zeynel Can

Hz Muhammed’in ölümünden hemen sonra, Arap aristokrasisini oluşturan Kureyş kabilesi ve ticareti elinde bulunduran Emevi’lerin yoksul Araplara ve sonradan Müslüman olduğu için, Mevali olarak adlandırılan diğer Müslümanlara karşı, adeta köle muamelesi yapmaları, İslam’daki büyük ayrışmayı tetikleyen en önemli unsur olmuştur. Bu ayrışmayla beraber,iktidarı ele geçirenlerin Peygamberin torunlarına karşı giriştikleri, akılalmaz zulüm ve cinayetler, Arap ordularının, bir zamanlar yangın ve yıkımlarla Müslümanlığa zorladıkları, Arap olmayan ulusların hafızalarında büyük yaralar açmıştır. Yarattıkları vahşet nedeniyle, zaten nefretle anılan Emevi’ler;İslam’ın ilk zamanlarındaki, eşitlikçi ideolojiden tamamen uzaklaştıkları için, Arap olmayan Müslüman topluluklarda değişik arayışlar ortaya çıkmıştır.
Anadolu Aleviliği tam da bu süreçte, kısa bir süre Hilafeti elinde bulunduran Peygamberin amcası oğlu ve ilk Müslümanlardan olan, Hz Ali’nin kimliğiyle bütünleşmiş ve büyük bir coşkuyla Hz Ali kimliğinde kendi inançlarını ifadeetmeye başlamıştır.

Hz Muhammed’in, konuşan Kuran olarak nitelediği Hz Ali, olağanüstü dürüstlüğü ve adaletten asla ayrılmayan, adil tutumuyla, Arap aristokrasisinin ayrıcalıklı konumunu reddederek, yoksullardan yana tavır koymuş ve bu tavrı sonucu da öldürülmüştür. Hz Ali’nin ölümünden sonra oğulları, Hasan ve Hüseyin’den; Hasan’ın zehirlenerek, Hüseyin’in ise tamamı peygamber soyundan olan, yakınlarıyla beraber Kerbela’da katledilmesinden sonra, onlara büyük bir gönül bağıyla bağlı olan Aleviler. Bizonları katledenlerin tuttuğu yolu da, gittikleri Camii yi de reddediyoruz diyerek, kendi inançlarını yaymaya başlamışlardır.  Bu kadim inanç İslamiyetten çok önce var olanve Alevilerin büyük bir sır olarak sakladıkları, Sünni Şii literatüründe, Işıkta ifesi olarak geçmekte olan inançtır.
Bunun sonucudur ki Arap,Selçuklu ve Osmanlı egemenlerince Rafızî (din dışı ve din kurallarını hiçe sayan), Mülhid (Allah’ı inkar eden) ve Münafık (Ahrete inanmayan) diye nitelendirilmişlerdir.
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşayan Aleviler; Işık taifesi, Kızılbaş, Türkmen, Yörük, Sıraç, Abdal, Çepni, Tahtacı, ve Bektaşi adıyla da anılmışlardır. Anadolu Alevileri, Şeriatçı Sünni anlayışın bir hakaret tanımlaması gibi kullandığı Kızılbaş terimini, her zaman gururla savunmuşlardır.
Büyük Alevi Ozanı Şah Hatayi budurumu şöyle ifade etmiştir. “Yüreği dağ olmayınca, bağru kanlu la’l tek,heç kimin haddi yoktur kim Kızılbaş olmaya” Bu dizeler günümüz Türkçesiyle 
“Bağrı kana bulanmış lal gibi, kızgın demirle yüreği dağlanmadan, Kızılbaşolmak, hiç kimsenin haddi  değildir” anlamındadır. Peki; şeriatçı Sünnileri ve zulüm üreten egemenleri, yüzyıllar boyunca bu denli korkuya salan Alevilik nedir ve neden Arap, Selçuklu ve Osmanlı saltanat düzeninde, en büyük tehlike olarak bilinmiştir.
Nedeni gayet açıktır, çünküAnadolu Aleviliği, zulme sürekli başkaldıran bir tepki yumağıdır.
Daima iyi ve güzeli arayaninsani bir muhalefettir. Yeri geldiğinde münkür’e kılıç çalıp, mazlumun hakkınıalan Ali’dir. Yeri geldiğinde mazlumların şahı İmam Hüseyin’dir.
Dünyayı kardeşçe yaşamak gerekir diyen Baba İlyas ile Baba İshak’tır. Bilimle yol ışıtan Hacı BektaşıVeli’dir.
En-el Hak dediği için,çarmıhlara gerilerek yakılan, külleri Dicle’ye saçılan Hallac-ı Mansur’dur. Derisi yüzülen Can Nesimi’dir.
Abdal Musa’dır,  Bu dergâhın eşiğinden tek bir eğri odun giremez diyen Yunus’tur.
Emevi yezit zulmünü yer ile yeksan eden Eba Müslüm Horasani dir. Bedreddin ve Pir Sultan Abdaldır. Hâsılı kelam, Alevilik İnsandır. O Zahir’in şekli ibadetini, cennet cehennem korkusunu bir tarafa bırakıp, insanın özünde ki Tanrıyı arar. Onun yolu karanlığın yolu değil bilimin ışığıdır.
Hacı Bektaşı Veli o yolu şöyle anlatır.
“İlim irfan mürşittir,karanlıkları kovar
İnsanları karanlık, gaflet bunaltıp boğar
İnanç akılla olur, akıl başta sultandır
İlimle gidilmeyen, yolun sonu karanlıktır”
işte Alevilik böyle bir yaşam biçimidir. Öteki dünyayı değil, bu dünyayı, efsaneyi değil gerçeği esas alırken hurafeyi değil, insanı arar. Onun inancının merkezinde doğadaki bütün canlılarvardır, onun semahında evrenin varoluşu ve büyük patlama vardır. Alevilik; ne Sünni inancının, ne de Şiiliğin tapınç kültüyle algılar İslamiyeti. Onun inancında, Kırklar meclisine, ben peygamberim diye gelen, Muhammed’in dahi biryeri yoktur. Ona; bizim peygambere ihtiyacımız yoktur, sen ihtiyacı olana git derler. Ne zaman ki ben yoksul Muhammed’im sözünü söyler, o zaman açarlar gönül kapılarını Muhammed’e.
En-el Hak sırrına vakıf olmak, insanı kamil olmaktır. Ermektir, bilmektir. Şeriatı, tarikatı, geçip gitmektir.Aleviliğin arayışında, ancak ve ancak, hakikat ve marifet vardır.
Günümüzde Aleviliği çarpıtmak isteyen, Sünni kafalı yobazlar şunu iyi bilmelidir ki Aleviliğin sünneti, şeriatı yoktur ve de olmayacaktır.
Alevilikte Eline, Beline,Diline üçlemesiyle belirlenen öğreti, insan olmayı öğütleyen en temel kuraldır. Camide, Kilisede, Havrada dua etmek ne ise, “Benim Kâbem insandır” demek odur. Ki bu ilke, sadece beş vakit namazda değil. Her yerde, her zaman, yirmi dört saat geçerlidir. Bu inanç, yüz bin gönül yıkıp, Kâbe dönerek, Tanrıdan af ummak değildir. Bu yol sahte değil, özdür. Öz Semah’tır, Telli Kuran’dır, Söz’dür. Özün farkında olan, gerçeğin demi için yaşar hayatı.
Alevilikte ulu olan, yoldur ve menzili güzelkılan, insanın kardeşliğidir. Bu dünyayı, Kayğusuz Abdal’ın dile döktüğü gibi algılarAlevilik
Dervişlik hırkada, tacdadeğildir
Hararet nardadır, sacdadeğildir
Her ne arar isen kendindeara
Kudüs’te, Mekke’de,Hac’da değildir.
Alevilik bir insanlık mirasıdır. Bu soylu inanç, kadim dünyadan günümüze gelmiş en değerli armağandır. Aleviler, bu dünyanın göreceği en güzel rüyanın öncülleridir.  Onlar Haktan gelen Nida’yı günümüze taşımak için nice zulümlere, nice katliamlara, sabırla katlandılar ve bu büyülü dünyayı savunmaktan asla vazgeçmediler. “ Demirin üstünde Karınca izi, karanlık gecede görenler gelsin” diyerek bize birçok ipuçları verdiler. Aleviliğin varoluş sebebi, Yaradılışa, evrime, evrene ve insanın halk edilişine ait olan gerçeğin ta kendisidir. Alevi ibadetinin temel taşı Ayin-i Cem’dir. Ayin-i Cem, evreni doğuran büyük mucizenin, bütün evrelerinin Sema,Müzik ve sözle anlatımıdır.
Alevilik bir gerçeklere tapınma ve kendini gerçek için feda etme inancıdır. Bu yüzden ölümü korkuyla değil, saygıyla karşılar ve ölümden Hakka yürümek olarak söz eder.
Alevilik insan emeğinin kutsallığını savunurken, onun ürettiği nimetin kardeşçe paylaşımını arzular. Şii ve Sünni yobazlığının, kadını neredeyse şeytan olarak gören, akıl dışı hurafelerine karşı, hem Ayin-i Cem’de, hem de toplumsal yaşamda, kadının eşitliğini en doğal hak olarak bilir ve yaşatmaya çalışır.
Yazılı tarihi ve yarattığı güzellikler, akıl dışı Şii ve Sünni yobazlarca yok edilen, bu kadim inanç, kendisini kuşaktan kuşağa aktarmanın sözlü yolunu bularak, deyişlere gizlediği sırlarla, günümüze kadar kendini koruyabilmiş ve ışık saçmaya devam etmiştir.
Ne mutlu bize ki bu güzel inancın çocuklarıyız.
Uğruna can verdiğimiz, Dar’a çekildiğimiz, yakıldığımız gerçekler, bizi bu demden, bu cemden, bu yoldan mahrum etmesin.
Gerçeklerin demine Hü.
Meydan-ı Aşk olsun…
 Kaynak;jarudiyar.com