Hakan Vreskala; Takma, inanma, teslim olma - Söyleşi;Selin Bayraktar

‘Takma, inanma, teslim olma. Yalnız değilsin unutma. Her köyde bir deli var!’ diyen Hakan Vreskala, ilk albümünü geçen hafta iftiharla sundu. İsveç’te yaşayan Türk müzisyen, albümden önce internet üzerinden birçok kişiye ulaştı, neredeyse duyduk duymadık kalmadı. Türkçe, Kürtçe, İsveççe söylediği şarkılarındaki sözlerde cinnet ve sevgiyi haykıran Vreskala, müziğini ‘alternatifi’ arayanlar için yapıyor
Her şey Youtube’da ''Dağılın Lan''(tık) şarkısını dinleyince başladı. Farklı memleketlerden bir grup müzisyeni çevresine toplamış bir adam, politik-sosyolojik-ekonomik ne kadar sıkıntı varsa hepsini sayıyor, sonra sövüyor, sonra da baş aktörlere ‘dağılın lan!’ diye bağırıyor. Bir diğer videoda, İsveç sokaklarında gezen bu Türk adam, Kürt sevgilisine ‘Kürdi nizanım, ez te hez dikim’ diye sesleniyor! ‘Türk Kürt kardeş filan değil ayan beyan sevgilidir’ deyip eline aldığı megafonla bağırıyor: Yaşasın halkların aşkı!
Hakan Vreskala, nam-ı diğer köyün delisi… Yıllardır beyninde ve
 kalbinde biriktirdiklerini akıttığı ilk albümü ‘Her Köyde Bir Deli Var’ geçen hafta çıktı. Önceki gün Ghetto’da verdiği konserle, ‘benim kimliğim’ dediği albümünü kutladı; orada bir cümbüş yaşandı! Konser bittiğinde seyircilerin ‘dağılmayın lan!’ şeklinde bağırması da bunun kanıtıydı. Velhasıl, kimdir, nedir, niye bu kadar asabi ve diğer yandan ‘sevicidir’ sorularının cevabını bizzat Vreskala’dan aldık…
- ‘Kürdi Nizanım’ı Şiwan Perwer yazdı, Sezen Aksu besteledi diyorlar? Nasıl oldu bu yanlış anlaşılma?
Millet neresiyle dinliyor bilmiyorum ki… Bu çift dilli bir aşk parçası. Benim şarkıyı yazdığım insan Diyarbakırlı İsveç’te büyümüş bir Kürt kızı. O da Sezen Aksu parçalarıyla ağlamış, ben de… Bir yandan benim Şiwan Perwer’le 4-5 sene boyunca çalıştım, zaten Türkiye’deyken de sevdiğim biriydi. Ben de bu insanlara saygımdan dolayı onlara gönderme yapmak istedim. Şarkıda şöyle diyor: “Sözleri Şiwan Perwer yazdı, Sezen Aksu besteledi bu aşkı.” Ama basından bazı arkadaşlar ‘aşkı’na kadar gelemeyince şarkıyı onların yaptığını sanmış.
- Bu sizin İsveç’te yaptığınız stand-up’a malzeme olur…
Kesinlikle. Hatta şöyle: “Sezen Aksu’nun besteleyip Şiwan Perwer’in yazdığı ve Vreskala’nın söylediği şarkı rekora koşuyor!”
- Türk, beyaz, sünni Müslüman, İzmirli… Senin kimlik tanımınla müziğinde dinlediğimiz kültür çeşitliliği arasında bir tezatlık var. Belki bu yüzden bu kadar dikkat çekiyorsun?
Bence hepimizin birden fazla kimliği var ve biz bazılarını öne çıkarmayı terch ediyoruz. Ben geldiği ortamın dışına çıkarılmış insanlarla rahat ediyorum. Örneğin İsveç’te Türkiye’deki gibi bir entelijansiya yok. Orada kebapçılarla oturup konuşuyorum, arkadaş oluyorum. Çekinmeden kendimi özgürleştirmeye çalıştım. Bu albümle kendimi ifade ettiğimi düşünüyorum; bu da benim kimliğim.
- ‘Dağılın Lan’ şarkısı, akşam ana haber bültenini izlerken içinin kapkara olduğu o anda yükselen bir isyan hali gibi…
Tam olarak öyle! O bir cinnet hali, cinnet de bir nüans.
- Yola çıkarken bu albümün var olma ihtimali var mıydı?
‘Benim yapabileceğim budur’ demek için çıkarttım albümü. Maddi hiçbir getirisi yok. Hatta bu şöyle bir şey: Irkçılık karşıtı şarkı söylüyorsun, toplumun yarısı gitti; Kürtçe söylüyorsun, kalanın dörtte üçü de gitti.
- O zaman neden gazeteciler kapıda seninle röportaj yapmak için sıra bekliyor? Bir yandan bu popülerlik neren?
Onu ben de merak ediyorum. Şeflerinizin haberi var mı bu röportajdan? Şaka bir yana, her şeyin söylenebildiği, ırkçılığın, milliyetçiliğin yoğun hissedildiği bir yerde bir umut çabası benim yaptığım. Birbirimizin gönlünü almalıyız biraz. ‘Kürdi Nizanım’ işte tam bu yüzden yazıldı. Ben doğduğum kültürle iç içeyim, her şeyiyle yaşamışım. Biraz da cömert olmak lazım, sevgilime ‘Kürtçe bilmiyorum’ deyip şirinlik yapıyorum. Bu bir gönül almadır. Evde ekmeğe ‘nam’ desem ne kaybederim? Bunun üzerine ben Kürtçü mü olurum, hayır. O zaman neden yapmayayım.
- O zaman insanlar iki duvar arasında gidip gelmekten sıkıldılar. Üçüncü yol da biraz bu albümde anlatılanlar mı?
Evet, benimki alternatif yaratma çabası.
- Peki bu alternatif yol İsveç’ten bakınca mı göründü? Çünkü biz içeridekilere alternatifleri görmekte zorlanabiliyoruz…
Onun da etkisi vardır elbette. Biz 90′ları yaşadık, iç savaşı. O zaman bile ‘memeleket nere?’ sorusunu sadece polis sorardı. Bence o zaman faşizm varsa şu an ırkçılık var. Şu an Türk mü Kürt mü olduğun çok önemli. Her şeyin ırktan yola çıkan bir tanımı var. Ben etnisitesi çok güçlü bir insan değilim, ne olduğumla ne gurur duyuyorum ne utanıyorum. Bizim gibi insanlara şu an çok yer yok. Bu yüzden ruhum inciniyor.
- Bu ‘köyün delisi’ olma hali de bundan mıdır?
Evet, diğer köylerdeki delilerle tanışmak için müzik yapıyorum.
- Peki ‘delilerin’ çoğalması için ne gerekiyor?
Nefretin bitmesi gerekiyor. Benim annemin ikna olması gerekiyor mesela. Ama şu an geldiğimiz nokta çok uzak. İktidar mekanizmasının en tepesinden en tabanına pompalanan bir zorbalık var. Beni bu çok rahatsız ediyor. Sadece bununla ilgili ‘Padişahım Çok Yaşa’ diye bir şarkı yaptım. Annemin ikna olması için de şu gerekiyor: Türklerin, Kürtlerin ne çektiğini anlaması gerekiyor. Bir Kürt bulun sevin, onlara acıyın demiyorum. Gerçekliği görün diyorum sadece.
- Sizin albüm de bu sürecin albümü gibi…
Evet, şizofrenik bir albüm zaten. Ben insanlara bir yandan da sevginin hala varolduğunu göstermeye çalışıyorum.
Müzikten başka bir işe yaramam!
1979′da Makedon göçmeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Vreskala, hikayesini şöyle anlatıyor:
“Liseyi BAL’da okudum (Bornova Anadolu Lisesi) Okulun Ölü Ozanlar Derneği gibi bir tarzı vardı; müzik, felsefe, edebiyatla iç içeydik. Sonra İstanbul’da başarısız bir mühendislik denemesi… Burada tutunamayınca uzak ülkelere yelken açmalı dedim. Neresi olduğu çok önemli değildi. İsveç’ten bir konservatuvar duyumu aldım. Bir sırt çantası ve bir darbukayla gittim. Gittiğimde ne kadar Ortadoğulu ve Türk olduğumu fark ettim. Ben İzmirliyim, grunge dinliyorum, iki dil biliyorum, çok modernim falan derken… Ancak sınavlar çoktan bitmiş, ben dönemin ortasında gelmişim. Akabinde sokak müzisyenliği başladı. Açtım darbukayı başladım çalmaya, birkaç kişi para verdi, birkaçı dans etti, biri bira diğeri öpücük verdi. Ama sokak müzisyenliği zordu, hava soğuk sürekli çalamıyorsun. Ne iş olsa yapacağım ama ben müzik dışında bir işe yaramam. 6 yaşındaki çocuk benden daha iyi boya yapar! Düğünlere kapağı attım. Türk, Kürt, Süryani düğünleri. Önce fotoğraf çektim, sonra darbukaya terfi ettim. 6 ay sonra bu iyi çalıyormuş deyip davul verdiler, bir anda sınıf atladık! Sonra evlilik, çocuk, müzik vesaire…” Kaynak:haberfabrikasi.org