Birhan Keskin; Bağdat


Gün başlamadan. Kuşların sesi bile başlamamışken,
Gök susarken daha, ağaç uyurken
İncir çatının yerini beklerken
Alyandos ve limon uzakken
Su üşümeden bahçede, not düşülmeden
Karar verilmeden karar alınmadan
Söz karanlık uykusundayken konuşma başlamadan
Baca alevi bilmezken, sis, kurum kurulmadan
Kuşlar pike yapmazken ufka kanat açmazken
Şemsiye sözcüğü yokken, henüz yapraklar varken
Morken o ne sabah ne gece olan.
Ah ve figan yokken daha, sokağa martılar inmeden
Kış sokaklara insin diye dilemeden henüz
Yaz hala bitmedi diye yakınmayı bilmeden
Aerodinamik yokken kuantum aklımızdan geçmemişken
Dal kırılmamışken, kök kendine küsmemişken
Herkesin yuvası doğrulduğu yerdeyken henüz
Ve yuva nedir bunu bile sormamışken
O kadar safken, büyümemişken murat
Olanlar ilk kör kuyumuzda birikirken
Dünyaya geldik gideceğiz demeyi bilmeden daha,
Sabah ve akşam gibiyken kısaca, sabah ve akşam gibi
Kavuşukken zaten kendinde. Dünya ılık bir yuvayken
uyurken altındayken senin. Kimsenin kuşu kuşkusu yokken
Öyle saf, öyle saf,
Yarılmamışken, bir yanımız öbürüyle dururken
Böyleyken, durup dururken böyle,
Niye bombalarlar bizi Figen,
Bağdat’ı neden?”