Ece Temelkuran:Deprem her yerde; ruhlarımız ve akıllarımız enkaz altında!..

BU memleketi belki de artık ancak uzaktan sevebileceksin. Seni gördüğünde saldıran bir çocuk çünkü. Sen onu sevdikçe deliren bir çocuk... Tıpkı kimsesizler yurduna bırakılmış, dokunmayı unutmuş, sadece vurmayı hatırlayan çocuklar gibi.
Hayır, ben gitmedim. Ben terk etmedim bu çocuğu. Onu benden aldılar, bir çocuk asker yaptılar. Sadece dualarını ezberleyip sonra da saldıran bir çocuk asker. Ürkütücü bir boşluk var gözlerinde. Geri gelmeyecek bir çocuk bu. Sönmüş bir yıldız gibi. Tutup bağrına basacak olsan karnını yumrukluyor, gözünün içine baksan vahşileştirilmiş hayvanlar gibi korkup düşman sanıyor seni. Yumuşak bir yeri kalmamış. Artık ne söylesen küfür sanıyor, duymuyor.
Hep merhametsizdi Anadolu. Demiştim bir kere, önce diz çöktürüp sonra merhametini lütfeder sana. Hep öyleydi. Ama şimdi başka bir şey. İncitmeden, aşağılamadan, yok etmeden, viran eylemeden dokunamıyor sana. İyi bir şey yapmaya kalkıştığında da beceremiyor, yüzüne gözüne bulaştırıyor. Artık ben bu ülkeden değil, sadece dost saydıklarımdan medet umuyorum. Anlatayım...

Bakan, Van Erciş'te bayram harçlığı veriyor çocuğa. Büyük bir para gibi duruyor o koşullarda. Anne de elinden alıyor çocuğun parayı. Çocuk ağlıyor. Çocuk ağlayınca baba içleniyor, basıyor yumruğu kadının gözüne. Kadın psikologlar tarafından sakinleştirilmiş diyorlar. Babaya ne yapılmış? Bakan bu duruma karşı ne tepki göstermiş? Belli değil. Küçük bir delirme anaforu oracıkta.
Başka bir delirme anaforu da "Sesimi Duyan Var mı" derneğinden. Van'a gidip çocukları eğlendirecekler güya. Çocukların yüzlerini boyarlar ya Amerikan filmlerinden öğrenildiği üzere. Bunlar da boyuyorlar çocukların yüzünü. Ne yapıyorlar? Çocukların yanaklarına 7.2 yazıyorlar. Deprem sarsmış, insanlık sarsılmış, açlık, üşümek var ve bu arkadaşlar iyilik yaparken çocukların yüzlerine kaderlerini kazımışlar. Her birinin yanağında bir delirme anaforu. Çocuklar kendini bilmez bir şekilde dolaşıyor ortalıkta. Anlamıyorlar. Aniden terk edilmiş bir lunapark yüzleri.
Kötülüğe karşı yapılan iyilik bu artık. Delirmenin başka bir delirmeyle tedavisi. Bütün kafası çalışan insanlara saldırırsan işte böyle kör kütük bir cahillikle kalırsın. İnsanlara sosyal haklarını unutturup harçlığa ve hayır işlerine bağımlı kılarsan, o hayır işlerine de çocukların yanağına 7.2 yazmayı akıl edenleri koyarsan böyle kalırsın cascavlak ortalıkta. Kimsenin gülmediği kötü bir komedi oldu bu ülke...
Deprem, her yerde. Ruhlarımız ve akıllarımız enkaz altında. Yakın bir zamanda bir arkadaşım, kendi arkadaşını tamamen politik nedenlerle işten attı. Yaptığından utandı belki, ama yaptı işte. Hükümetten korktuğu için. Başka bir açıklaması yok ve zaten başka bir açıklama bulmaya da zahmet etmedi. Çünkü enkazdan çıkmaya çalışıyor. Enkazdan sağ çıkmaya çalışanlar, ötekileri enkazın daha derinine itmek pahasına yapıyorlar bunu.
Siyasi kurbanlar göz göre göre muktedirin ayaklarının altına atılırken "Ama o da zaten..." diye başlayan cümlelerle bu siyasi kurban ayinini meşrulaştırma yarışına girmek nedir? Size ilk delikanlılık çağınızda öğretilen şey miydi? Çok affedersiniz ama bunun adı "arkadaşını satmak" değil miydi? Biz böyle insanlardan nefret etmiyor muyduk? O zaman niye mesela Nuray Mert, son derece açık bir şekilde "Beni kurban sırasına koydular" gibi bir yazı yazınca bütün köşe yazarları aynı anda "Dur bakalım! O kadar da değil. Biz varız!" demiyor? Niye yine sadece Yıldırım Türker'in sesi çıkıyor? Ben fazladan delikanlı biri değilim. Hatta açık söyleyeyim, ödüm kopuyor. Ama yine de söylüyorum işte. Bu enkazın altından ya beraber çıkarız, ya da ben de çıkmam!
Artık herkes sözünü söylesin. İnsan haklarıyla, demokrasiyle, eşitlik, adalet ve özgürlükle ilgili yazılar yazanların başına ne geleceği birkaç kere anons edildi son günlerde. Tereddütsüz. Şimdi kim ne söyleyecekse söylesin. Enkazdan tek başına çıkma heveslisi olanlar buyursun çıksın, kendini bir villaya, bir koltuğa atsın. Ben kimsenin delikanlılığı hatırlamadığı bir ülkede yaşamaktansa bu enkazın altında bir dost eli beklemeyi yeğlerim. Yemin ediyorum, başka türlüsü içime sinmediği için. Sadece insan olduğum için. Öyle kalmak gibi bir niyetim olduğundan.