Dayanın Yurttaşlar! İnsanlığınızı koruyun, örümcekleşmeyin, akrepleşmeyin!- Aziz Nesin

Çook eskiden, bu kavanoz dipli koca dünyanın bir yerinde, dört bir yanı dağ, ortası bağ, suları şırıll şırıl, gökleri pırıl pırıl bir ülke varmış Dünyanın her yerinde olduğu gibi, burada da, insanlardan başka yaratıklar da varmış Bunların arasında sürüngenler, zehirli böcekler, örümcekler de elbet bulunurmuş Ama bunlar, başka yerlerdekinden ne çok, ne az olduklarından hiç kimsenin gözüne batmazmış
Bu ülkenin başında bir kişi bulunurmuş Buna "Başbay" denirmiş O ülkede başbaylık seçimle olurmuş Başbay olmak isteyenler, adaylıklarını koyarlar, seçmenler de bunların içinden beğendiklerini Başbay seçerlermiş Hangi adayın aldığı oy çoksa o, Başbay olurmuş
Gel zaman git zaman, o ülkede bir şaşılası değişme olmuş Sürüngenler, zehirli böcekler günden güne çoğalmaya başlamış Yılanlar, çıyanlar, kırkayaklar, akrepler, örümcekler, kertenkeleler, hem her gün biraz daha çoğalıyor, hem de her gün biraz daha büyüyüp irileşiyorlarmış Yılanlar, kavak kadar uzayıp boylanmış, kavak gövdesi kadar
en almış örümcekler büyüye büyüye ev kadar olmuşlar İrileşen kertenkelelerin yeni doğan yavrulan bile timsahtan büyük olurmuş Kırkayaklar, yolcu trenleri gibi uzamış Yarasaların kanatları çadır kadar genişlemiş
Aklı ergin, derin bilgin, erdemli kişiler, bu işin nedeni üstünde kafa patlatmışlar, düşünmüşler, ama bitürlü bu zararlı yaratıkların neden gündengüne büyüyüp çoğaldıklarını anlayamamışlar
İş bu kadarla da kalmamış Bu zararlı yaratıklar, insanları sokmaya, ısırmaya, zehirlemeye de başlamışlar.
 Daha bir şaşılacak yanı, bunların ısırıp zehirlediği kişiler ölmüyorlarmış Ölmedikten başka, bu zehirler insanın beynini uyuşturuyor, tatlı bir yarı uyku veriyormuş Bu öyle bir keyifmiş ki, kanına bir kere bu zehirden karışan, hemen bu zehire alışırmış..
 Artık bu kişi kendisini yılanlara, akreplere ısırtmadan, kırkayaklara örümceklere sokturmadan, kertenkelelere, yarasalara kanını emdirtmeden duramazmış Hem de bu zehirin verdiği keyfin sonu yokmuş Bikere bu zehire alışanlar, onun verdiği keyfi hiçbir zaman yeter bulmazlar, hergün daha çok, daha çok isterlermiş Haftada bir kendilerini zehirletenler, giderek iki günde bir, hergün, daha sonra da günde bikaç öğün kendilerini zehirletmeye başlamışlar
Beyinlerinin düşünmeye yaradığını bilen, kafası önce, yüreği yüce kişiler, nasıl etsek de insanoğlunu şu yılan çıyan zehirinden kurtarsak diye bir yol aramışlar Ama öbür yandan, kendilerini ille zehirleterek keyiflenmek isteyenler böyle düşünenlere karşı dururlarmış Bu yüzden o ülkedeki insanlar ikiye ayrılmışlar Aralarında başka ayrılıklar da varmış elbet ama, çoğunlukla iki belli ayrım varmış Yılan çıyan zehirine alışanlar, bu zehirin çok iyi yararlı bir şey olduğunu savunanlarla, bunun tersini söyleyenler
Yarasalar, örümcekler, akrepler, kırkayaklar durmadan insanları sokmaya hız verdiklerinden, zehire alışanlar gündengüne çoğalıyor, öbürleri hergün biraz daha azınlıkta kalıyorlarmış
Gel zaman git zaman, bu zehire ahşanlar o kadar çok zehirlenmeye başlamışlar ki, gitgide yüzleri gözleri, elleri ayaklan değişmeye başlamış Kendilerini yılanlara sokturanların, her gün birer parça, birer parça derilerinin rengi yeşile kaçıyor, vücutları uzuyor, kafaları küçülüyor, bir zaman sonra büsbütün yılan olup çıkıyorlarmış O zaman yılandan hiç ayrımsız, yerde sürünmeye başlıyorlar, başkalarını sokmaya, zehirlemeye çalışıyorlarmış Bitakımlarının da parmaklan, tırnaklan, elleri, ayaklan gitgide inceliyor, uzuyor, yeniden eller ayaklar çıkıyor, yavaş yavaş derken günün birinde iri bir örümcek oluyorlarmış Ondan sonra başka insanların üzerine atılıyorlarmış Böyle böyle derken, zehirlenen insanlar da, kanlarına karışan zehirin etkisiyle gündengüne yılanlaşmaya, çıyanlaşmaya, yarasalaşmaya, solucanlaşmaya, sürüngenleşmeye başlamışlar Ötekiler, insan kalmak için direnirlerken, her elveren yerde dillerinin döndüğü kadar,


- Yurttaşlar! İnsanlığınızı koruyun, örümcekleşmeyin, akrepleşmeyin! diye bağırırlar, söylerler, ama dinletemezlermiş


Zehirlenip değişenler gitgide çoğaldıklarından, böyle söyleyenlere,


- Hainler, alçaklar! diye bağırır, üzerine yürürlermiş
İnsanlığını koruyanlar gitgide o denli azınlıkta kalmışlar ki, günün birinde o ülkede büsbütün insan kalmamasından korkmaya başlamışlar Başbay seçimi zamanı gelince, kamuoyu da onlardan yana olduğu için, yılan, çıyan, yarasa, örümcek biçimine girmiş olanlar kimi seçerlerse, o ülkeye Başbay olurmuş
O ülkede aydın kişiler de varmış "Başımıza gelenler nedir? Bundan yurttaşlarımızı nasıl kurtarırız, koruruz?" diye düşünmeye başlamışlar Her aydın kendi kafasına göre buna bir yol bulmuş Kimi,
- Zehire alışa alışa sürüngenleşenler, örümcekleşenler, artık insan sayılmazlar Onlarda insanlığın ne biçimi kalmış, ne özü Bunun için de Başbay seçimine katılmasınlar! demiş
Her ne kadar biçimleri insan değilse de, ilk gelişleri, doğuşları insan Çünkü, bunların çocukları yine insan doğarmış Kanlarına zehir katılmazsa, hep insan kalırlarmış O ülkedeki aydınların kimisi de,


- İnsan kalmak için, çatalla yemek yensin! demiş
"Ütülü pantolon giymeli" diyen, "Hergün tıraş olmalı" diyen doluymuş Ama bunların hiçbiri, insanların insanlığını korumaya yetmezmiş
O zaman, o ülkenin aydınları, "Bir de başka ülkelere bakalım Oralarda da biçimini, kalıbını, içini, özünü değiştirenler var mı? Varsa, neler yapıyorlar? Bunu nasıl önlüyorlar, gidip görelim!" demeye başlamışlar Dedikleri gibi de, başka ülkelere gidip, oralardaki insanları incelemişler Sonra, oralarda görüp öğrendiklerini, kendi ülkelerine uygulayıp, yurttaşlarına yararlı olmak için, evlerine, çocuklarına dönmüşler Yine eskisi gibi herkes kendince bir düşünce sürmüş ileri Kimisi,
- Evlere daha geniş pencereler açalım! demiş Kimisi,
- Başka ülkelerden örnek insanlar getirelim! demiş Kimisi de,
- Bizimkileri başka ülkelere gönderelim, oralardaki insanları görsünler! demiş "Günde üç kere zıplamak gerek" "Yatakta sol yana yatmalı" diyenler bile varmış Yalnız bunların aralarında kafası işleyen biri çıkmış
- Beni dinleyin, demiş, ben sürüngenlerin, böceklerin neden çoğalıp geliştiklerini anladım Yeryüzünün başka ülkelerine bakıp, bunu öğrendim Bir hava esiyor, bu hava sürüngenlere, böceklere o kadar yarıyor ki büyüyorlar, çoğalıyorlar
Şimdi iş, bu havanın esmesine engel olmakta Bu hava da, doğu yönünden esiyor Gezip dolaştığım yerlerde gördüm Doğudan esen bu havayı kesen dağ dibinde kurulmuş ülkelerde, bizde olanlar olmuyor Aklımızı başımıza toplayıp, büsbütün iş işten
geçmeden, doğudan esen hava yolunu kapamalıyız Yoksa hepimiz, günün birinde değişip insanlıktan çıkacağız, yılan çıyan olacağız
Bu sözlere inananlar da olmuş, inanmayanlar da, gülüp geçenler de Ama inananlar işi sıkı tutup, zehirli sürüngen, örümcek, kertenkele, yarasa biçimindekilerle savaşa girmişler Bu ölüm kalım savaşı çok kanlı olmuş Çünkü o zamanın Başbayı da, çoğunluktan yanaymış
O, ülke düşmanlardan korunmak için çepçevre kale duvarlarıyla çevriliymiş, Bu kalın duvarların her biyana kapıları varmış Ülkenin insanları, doğu kapısını kapamaya çalışırlarken, öbürleri de kapatmamaya çalışırlarmış İnsanlar kapıyı içerden itmeye, öbürleri dışardan dayanıp kapatmamaya uğraşırlarken seller gibi kanlar akmış Ama sonunda içerdekiler başarı kazanımışlar, doğu kapısını sıkıca kapamışlar Öbürleri de kapının dışında kalmışlar Bu düşünceyi ileri sürüp başarı kazanan kişi, o ülkeye Başbay olmuş Yurttaşlarına
- Sakın, demiş, bu kapıyı aralamayın! Bir kere aralarsanız, sonunu alamazsınız Bu böyle bir kapıdır ki, bir parmak aralansa, günün birinde ardına kadar açılır
Bir zaman sonra bu akıllı kişi ölmüş Onun yerine başkaları seçile seçile Başbay olmuşlar
Yine eskiden, her yerde, her zaman olduğu gibi o ülkede de sürüngenlerle öteki böcekler varmış ama, doğu kapısı kapalı olduğundan, doğudan hava girmediği için,bunlar olduklarından daha çok büyüyemez,üreyemezmişler
Gel zaman git zaman, Başbay adayları arasında, sen seçileceksin, ben seçileceğim, diye çatışmalar başlamış Doğrusu bu Başbay adaylarının hiçbiri, yeniden insanların örümcekleşmesini, akrepleşmesini istemiyorlarmış İstemiyorlarmış ama, ne yapsınlar, oy kazanmak gerek O zamanın Başbayı, düşünmüş taşınmış, öbür adaydan üç oy daha çok alsa seçimi kazanacak..
- Ben şu kapıyı üç oyluk aralarım! demişDediği gibi de yapıp, Başbaylığı başkasına bırakmamış
Bunu gören öbür adaylar, kapıyı daha da açıp, kendilerine oy verecekleri içeri sokmaya başlamışlar Onlar da, kapının büsbütün açılıp hepsinin dolmasını istemiyorlarmış Bunun için de kendilerine gerekli on oyluk kadar kapıyı aralamışlar Biyandan da kapı temelli açılmasın diye, kendi adamlarına, kapıyı ardından ittirirlermiş Kapı on oyluk, yüz oyluk, bin oyluk aralana aralana, gün gelmiş, ardına kadar açılmış
Gelgelelim Başbaylar, kapının hepten açık kalmasını istemediklerinden,
- Dayanın, içerden itin! diye de kendi adamlarına emirler verirlermiş


İçerden ite, dışardan ite, kapı kendi ekseni üstünde fır fır dönmeye başlamış


İşte o zamandan beri o ülkede doğu kapısı fır fır döner, ama Başbaylar da, hiç durmadan,
-Dayanın yurttaşlarım, dayanın! diye bağırırlarmış..