Nisan yağmuru ruhunuzu canlandırsın,dallarınızı yeşertsin*

Sevgili Can ağabeyin  yazısını okuduğumda ; müthiş ay baharın müjdecisi güneşli güzel günlerin habercisi!, NİSAN çocuğu olarak  hoşuma gitmişti zulamda sakladım durdum , tamda zamanı diyerek paylaşıyorum .. 
NİSAN  YAĞMUR'larında illede  AŞK'la  ıslanmanız ,dallarınızın yeşermesi , çiçeklenmeniz dileğiyle..



NİSANDIR

Nisandır, gözlerinizi kapatırsınız. Ilık bir rüzgar, mis kokulu.
Mor salkımlar yakalar köşe başlarında. Fulya kokuları, nergisler peşinizi bırakmaz.
Mavi mine çiçekleri işlemek istersiniz her yere. Aşk mevsimi gelmiştir.
Sabahları daha erken kalkılır. Bu, kahvaltı yapabilmek demektir.
Ne demiştir Cemal Süreya , "Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem,
ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"...
Üşenmeyip gidip, simit alınır, meyve suyu sıkılır, yumurta haşlanır.
Bazen küçük yürüyüşlere bile zaman kalır.
Şu köşede bir fırın açılmıştır, az ilerde bir çiçekçi.
Mahalleye beyaz bir köpek gelmiştir.
Eski dost, dişi kedi Sultan, ağaç tepelerinde çapkınlığa başlamıştır.
Dönüşte asansörü kullanmaz, merdivenleri ikişer üçer çıkarsınız.
Tüm vitrinleri eflatunlar, pembeler , maviler kaplamıştır.
Ucuzluğu bekleyecek haliniz yoktur. İçinizdeki renk dışa vursun istersiniz.
Kazıklandığınızı bile bile birkaç parça şey almadan çıkmazsınız mağazadan.
Kutular açılır, yazlık takılar bulunur. Hava daha çok ısınmamıştır.
Zemheri zürafası gibi olsanız da fark etmez. Bir kere içiniz ısınmıştır.
"Ben her bahar aşık olurum" şarkısı aslında herkes için yapılmıştır.
Evli bekar, genç yaşlı hiç fark etmez. Etrafta aşık olunacak birileri hep vardır.
Yavaş yavaş flört etmeye başlarsınız. Çift anlamlı sözcükler, küçük kahkahalar, çapkın bakışlar.
"Bir şey var aramızda" şiiri dilden dile dolaşır.
Sokakta yürürken, çalışırken, ya da alakasız yerlerde kendi kendinizi gülümserken yakalarsınız.
Fark edip soranlara "Beni bu havalar mahvetti.",
ya da "Yok bir şey, aklıma bir şey geldi de..." yollu yanıtlar verirsiniz.
Aslında bir şey vardır, tam yüreğinizin ortasında kanat çırpmaktadır.
Bir heyecan dalgası yalayıp geçer ara sıra. Hep böyle olsam dersiniz.
Bu işle doğrudan ilgisi olmayanları da etkileyen bir olumluluk sinmiştir üstünüze.
Başka zaman olsa, bar bar bağıracağınız durumlarda olgunca gülümsersiniz.
"Bırak ben yapayım" dersiniz, "Önemli değil" dersiniz.
Bir sevecenlik akar gider üzerinizden tüm canlılara.
Durmadan bir şeyleri unutursunuz. Anahtarı kapının üzerinde, çantanızı iş yerinde.
Yolunuzu kaybedersiniz. "Aman sarsağın biriyim zaten" diye geçiştirirsiniz.
Kışın böyle şeyler olmamıştı. Neyse ki enerji dolusunuzdur.
Oraya koşturur, buraya koşturur, yüklersiniz akılsız başınızın cezasını ayaklarınıza.
Şiirler karalarsınız oraya buraya. Ne çok Nisan şiiri yazılmış şaşarsınız.
Şarkılar mırıldanırsınız. Islık çalarsınız biteviye.
Her sevgilinin bir şarkısı vardır. Şarkılardan fal tutarsınız.
Filmlerin en vurucu bölümleri gözlerinizin önüne gelmeye başlar.
"Singing in the Rain"de Gene Kelly ile danseder,
"The Way We Were"de Barbra Streisand'ın ayakkabısını bağlarsınız.
"Love Story" de "Aşk hiçbir zaman pişmanlık duymamaktır" sözleriyle bağlarsınız işin sonunu.
Nisan yağmurları vardır sonra. Yağmurda ıslanmak için şemsiye almazsınız.
Nisan yağmurları kısa sürer bilirsiniz, hayatınız gibi.
Bir damlasını bile ziyan etmemek için çabalarsınız.
Hele leylaklar da görünmeye başladı mı sağda solda kaçış yoktur.
Dayanamaz, tüm çiçeklerinizi açarsınız.
Can Dündar