İtaatsiz bir coğrafyadan Filistin’e ''Hola Hanzala''- Meliha Çelik

Bir şeyler söylemek işe yarar mı? Bizim ağlayışlarımız bir bombayı dahi durdurur mu? Bizim sözümüz bir tek Filistinlinin dahi yaşamını kurtarır mı?
….Biz sizin hakkınızda bir şey bilmiyoruz, ancak biz EZLN’den Zapatistalar, biz, yıkımın ve ölümün ortasında birkaç cesaret sözü duymanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.”
(Bu sözler Filistinlilere seslenen, hiçbir hakları tanınmayan, kimlikleri kabul edilmeyen Maya yerlilerinin hakları ve tanınmaları talebiyle ortaya çıkan Meksikalı Zapatistaların lideri Marcos’a ait.)
1988 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından "Filistin Devleti"nin kuruluş beyannamesi yayınlanınca başkenti Kudüs (Doğu Kudüs) olan bu devleti çok sayıda ülke resmen tanırken, birçok ülke ise bu devletin bağımsızlığını kabul etmemişti. Hala’da hem Filistin dramını hem de bağımsız bir Filistin Devleti’ni görmezden geldikleri gibi…
Son zamanlarda ise arka arkaya birkaç ülke (süper güç Rusya bile…) "1967 Savaşı öncesi sınırlar içinde özgür ve bağımsız bir devlet olarak Filistin"i resmen tanıdığını ilan etti.
Ancak “Bağımsız bir Filistin”i yani, İsrail'in 1967'de ki “Altı Gün” savaşında işgal ettiği başta Doğu Kudüs olmak üzere Batı Şeria ve Gazze topraklarının Filistin’e ait olduğunu kabul eden devletlerin özellikle Latin Amerika ülkeleri olması ise dikkatlerden kaçmadı. Brezilya ve Arjantin’in ardından Bolivya, Uruguay, Ekvator ve Şili…
Peki ne oldu da Güney Amerika ülkeleri Filistin’e ilgi duymaya başladı?
Belki Mahmud Abbas'ın lideri olduğu Filistin Ulusal Yönetimi’nin "nitelikli tanınma" girişimlerine son dönemde hız vermesi ve Abbas’ın geçtiğimiz yıl Güney Amerika’ya yaptığı seyahatlerin de etkisi oldu ancak bu coğrafyanın tarihi, halkı ve solcu liderleri aslında çok şey anlatıyor. Anlatmalı da…
ABD ile ilişkileri mesafeli olan çoğu Latin Amerika ülkelerinin İsrail’in işgalci tutumundan rahatsız olduğu da biliniyor. Venezuella Devlet Başkanı Chavez’in, İsrail'in Gazze'ye insani yardım taşıyan Özgürlük Filosuna düzenlediği kanlı saldırıyı "Ey lanetli, katil İsrail devleti, sen teröristsin! Yaşasın Filistin halkı" diyerek kınaması, Bolivya Devlet Başkanı Morales’in, İsrail'i ''Ortadoğu'da soykırımla'' suçlaması en çok hatırda kalanlar arasında. Chavez ve Morales gibi Nikaraqua’da Ortega, Ekvator’da Correra ve Brezilya’da Lula ve yakın zamanda koltuğunu bıraktığı , askeri diktatörlüğe karşı gerilla güçlerine katılarak hapis yatan ve işkence gören bir kadın lider Dilma Rousseff gibi Latin halkın seçtikleri, dünyada umut vaat eden ve daha çok sözler söyleyecek liderler.
Latin Amerika; sadece liderleri ile değil elbette militan sendikacıları, Farc-Ep gibi gerillaları, dinamitle meclis basan madencileri, Sandinistleri, topraksızlar hareketi MST ve Zapatistleri ile isyanı, itaatsizliği, sosyal forumları ile bambaşka bir coğrafya ya da başka bir dünya…
Tüm ezilenler, yoksullar ve ölenler birer Filistinli, birer Hanzala’mıdır aslında?
1948’de Filistin topraklarında İsrail Devleti ilan edildiğinde O’da birçok Filistinli gibi topraklarından sürüldü. İlk karikatürlerini Lübnan’da kaldığı bir mülteci kampının soğuk duvarlarına çizerken, bir gün sadece Filistinlilerin değil yeryüzünde ki birçok mazlumun kahramanı olacak çocuğa can vereceğinin farkında değildi.
1987’de Londra’da Mossad tarafından kurşun yağmuruna tutulup hayatını kaybeden Filistinlilerin “Devrimin Vicdanı” dediği Naci Salim El Ali ardında bir yetimi bıraktı. O yetimin adı Hanzala’ydı. Katliamlara ve haksızlıklara kulaklarını ve gözlerini sımsıkı kapatan dünya halkına bir trajediyi en iyi anlatanlardan biriydi Hanzala.
Naci’nin çizgi karakteri Hanzala, yalın ayak ve yamalı kıyafetleri ile dolaşan 10 yaşında bir çocuk. Hiç büyümeyen Hanzala, ülkesinin işgalini protesto ettiği için dönmez yüzünü kimseye. Kimi bu yetimi sahiplenirken kimi ise en az sapan ve atılan taş kadar tehlikeli gördü bu çocuğu.
“Naci’nin bakışında tüm yoksullar Filistinlidir. Tüm mazlumlar, ezilenler, kuşatılanlar, gelecek ve devrim… Hepsi Filistinlidir.” Mahmut Derviş’in bu tespiti aslında çok doğru ve isabetliydi.
Evet aslında yeryüzünde ki tüm yoksullar, ezilenler ve haksızlığa uğrayanlar için Filistin bir semboldür. Yeryüzünün tüm mutlu azınlığına karşı birçok kişi aslında birer Filistinli birer Hanzala’dır. Ve hepsi bir çocuğun attığı sapan taşı kadar tehlikelidir.
Tıpkı yıllarca sömürgeci beyaz adamın zulmüne uğrayan, isyanın, direnişin ve devrimin coğrafyası Güney Amerika’nın melez çocukları, gençleri, kadınları ve ihtiyarları gibi. Tıpkı “Dünyanın neresinde olursanız olun; bir insan haksızlığa uğruyorsa,eziliyorsa; onun yanında olun ve ona kavgasında yardımcı olun.” diyen Ernesto Che Guevera, Amerika’nın ülkesini işgal etmesi üzerine, ülkesinde bir tek Amerikan askeri kalmayana dek savaşmaya and içen Nikaragualı Augusto Cesar Sandino gibi…
İspanyollara karşı yürütülen bağımsızlık mücadelesinde devrimin ilk tohumlarını atan Küba’nın ulusal kahramanı Jose Marti ve Marti’yi kendine idol gören Küba Devrimi’nin lideri aynı zamanda Filistin Kurtuluş Örgütü ile işbirliği yaparak onlara 70’lerde Havana’da büro açacak kadar meydan okuyan Fidel Castro gibi…
Latin halkların bağımsızlık önderi Simon Bolivar, “ Vardık, Varız, Var Olacağız” diyerek Şili hükümetine savaş açan Mapucheler, topraklarında çok sayıda Amerikan üssü olan neo-faşist Kolombiya devleti ile mücadele eden Farc-Ep’ler gibi…
Ve, "İşte biz, tüm zamanların ölüleri, yeniden ölüyoruz; ancak, bu kez yaşamak uğruna."diyerek 1994’te isyan eden Yerli Maya Halkı’nın çocukları Zapatistalar ve efsanevi liderleri Emiliano Zapata ile kar maskeli, pipolu karizmatik lideri Marcos gibi… Hanzala gibi yüzünü göstermeyen Marcos’un sözleri herkesin dediği gibi mazlumlara atılan her kurşundan daha ağır değil miydi zaten?
Güneydoğu Meksika Dağlarında bir Zapatacı… Marcos, sömürülmüş, dışlanmış, ezilmiş ama karşı koyan ve ‘yeter’ diyen tüm azınlıklardır. O, artık sesini çıkarmaya hazırlanan ve tüm çoğunlukların susup dinleyeceği her azınlıktır. O, kendini anlatmanın bir yolunu arayan müsamaha gösterilmemiş her topluluktur. O, güçlülerin vicdanını ve gücünü rahatsız eden herşeydir.”
“Hola Hanzala!”
Latin Amerika’nın dağları ile ormanlarını mesken tutarak meydan okuyan direnişçilerinden, Arjantin’in sığır güden goşolarına, sefaletin kol gezdiği tüm yoksul gettolardaki melez çocuklardan, cesur madencilerine, şair Neruda’dan, kendisine Nobel ödülü layık görüldüğünde ülkesinde değil de sürgünde olan Kolombiyalı yazar Márquez’e ve “Tanrı’nın eli” Maradona ile cesur lider Chavez’e bir “selam” olmalı…
Sadece Latin Amerika’da değil, haksızlığa uğramış yeryüzünde ki her Hanzala’ya, diğerinden bir “selam” gitmedikçe umut var olmayacak. Kara Kıta’daki bütün zencilere, sürgünde yurdunu arayan bir Kırım Türk’üne, Rusya’da bir Çeçen’e, Çin’de ki bir Uygur Türk’ü ile ülkesi işgale uğrayan tüm Afgan ve Iraklı halkına, Hakkari’de bir Kürt çocuğuna, bugünlerde özellikle bir Tunusluya ve Filistinli tüm Hanzala’lara mutlaka bir “selam” gitmeli…
(*Hola; İspanyolca selam)


“Brezilya’da köylüler sordu: İnsansız bu kadar toprak varken, neden topraksız bu kadar insan var? Onlara kurşunla cevap verildi.”
Eduardo Galeano (Zamanın Ağızları)