Atlar, Çocuklar ve 33 Kurşun - Meliha Çelik

Bugün çok soğuk, katırlara 4 şişe alkol verin..

Anne en küçük çocuğunu doğururken ölür. Ailesini geçindirmek için kaçakçılık yapan baba ise bir gün sınırdan geçerken mayına basar ve parçalanmış bedeni katır sırtında köye ulaşır.
Ve babalarının ölümüyle ortada kalan beş yetim…
Evin yükünü ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış kardeşinin ağır sorumluluğunu üstlenen 12 yaşında bir çocuk.
Yaşamak için tek çareleri var. Ölümün kol gezdiği sınır dağlarında katır sırtında kaçak yük taşımak.
Bir de katırlar vardır tabii. Hava öldürecek kadar soğuk olduğunda dayanmaları için hayvanların içtiği suya viski karıştırılır.
Bir sınır ve çaresizliğin öyküsü-filmidir; ''Sarhoş Atlar Zamanı / Zamanı Barayé Masti Asbha.''
Korkunç bir hayat kavgasının içinde mücadele veren 12 yaşındaki Eyüp’te, “sabrı”; kardeşlerinin omzunda bir kambur olduğunun kahrıyla yaşayan hasta çocuk Madi’de, şükür bilmez “nankörlüğümüzü”; çocuk yaşta evlenmek zorunda kalan Rojin’de bir insanın “çaresizliğini”; minik elleriyle büyük dualar eden Emine’de “saflığı”; ve filmin bütününde ise acının, derin bir yoksulluğun, en fenası da adaletsizliğin ruhunuzu nasıl lime lime ettiğini görürsünüz.
Çetin bir soğuk, kurşun gibi keskin tel örgüler, sarhoş atlar, ölümcül sınırlar, dağlarda Azrail ile yarışan çocuklar…
Bir yoksulluk bir de ölüm…
Birçok festivalden ödülle dönen ve tüm dünyadaki sinema eleştirmenlerinden hayli olumlu notlar alan İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi film için; “ gerçek bir hikâyenin kurgusudur” der.
Yönetmen Ghobadi sınırda yaşanan dramlardan sadece bir tanesini perdeye aktarabilmiş elbet.
Ancak “Hakikat”, sinema filminde yüzleştiğiniz acıyı vicdanınızdan defetmek için, bunun sadece film sahnesinden ibaret olduğunu düşünerek bir “oh” çekmek değil.Geçtiğimiz hafta İran sınırında kaçak mazot taşırken sorgusuz sualsiz öldürülen 15 yaşındaki çocuk Yaşar ya da geçen şubat ayında öldürülen yine 15 yaşlarındaki Ömer ile Suat’ın kendisidir “hakikat”. Tıpkı yıllardır kaçakçılık yaptığı için acımasızca vurulan gençler ve çocuklar gibi.
Hakikat, çocukların “Müslüman” İranlı askerler tarafından dur ihtarı ve havaya uyarı ateşi yapılmadan, pusuya yatılarak direk vurulmasıdır.
Hakikat, İslamiyet’in savunuculuğunu her fırsatta yapmaya çalışan bir devletin en başta Kuran ayetleri olmak üzere, uluslararası normlara ve insanların yaşama hakkına aykırı davranarak suç işlemesidir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçtiğimiz ay İran'a yaptığı gezide, sınırda meydana gelen ölümleri gündeme getirdiği ve İran’ı bu konuda uyardığı halde sınırda ölümlerin devam etmesi tuhaf değil mi?
Van ve bir “33 Kurşun” trajedisi…
“Bu dağ Mengene dağıdır / Tanyeri atanda Van`da…” diye başlar Ahmet Arif’in 33 Kurşun şiiri.
1943’te sorgusuz sualsiz, kaçakçı oldukları gerekçesiyle kurşuna dizilen 32 köylünün hikâyesini “Pasaporta ısınmamış içimiz/ Budur katlimize sebep suçumuz,/ Gayri eşkıyaya çıkar adımız/ Kaçakçıya/ Soyguncuya/ Hayına...” diyerek dizelere döken şair, Van’da yaşanan bu büyük acıyı şiiriyle yeniden yaşatır.
"Cem Karaca’nın “Kirvem hallarına aynı böyle yaz” diyerek ses verdiği şiirin mağdurları, cenazelerin eksik olmadığı Van’ın Özalp ilçesinde katledilen 32 köylünün dramıdır. (33.sü yaralı olarak kurtulur ve katliama tanık olur.)
Halk arasında "Geliye Seyfo Vakası” olarak bilinen olay hala yöre halkında kanayan bir yaradır. Bir haksızlığın ve haysiyetin öyküsüdür.
“Şifre buyurmuş bir paşa/ Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız…” dizelerindeki paşa ise, Menemen Olayı ile 1925'teki Şark Islahat Planı kapsamında tüyler ürpertici uygulamalara imza atan 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı’dır.
Ne tuhaftır ki, ölüm emrini veren Muğlalı’nın ismi, “suçu mahkemece sabit görüldüğü halde” Ergenekon davası sanığı Orgeneral Şener Eruygur’un isteğiyle 2004 yılında katliamın yaşandığı ilçedeki kışlaya verilir.
Başbakan Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Koşaner’den kışlanın isminin değiştirilmesini istemesi ve Koşaner’in konuya olumlu bakması sevindirse de; olayın vahameti de devam eden ölümler gibi halkın vicdanından-kaderinden kolay kolay eksilmeyecek gibi..
Madi dağın öbür tarafına gidiyoruz. Orada kar yok. Bu kadar üşümeyeceksin/Sarhoş Atlar Zamanı