Ey Dersimli Kimsin Sen? / Remzi Aydın

Hangi sıfatlar arasına hapsedildin?
Bir Dersimli bana soruyor; Xewt u mal nedir? Şimdi ben soruyorum; sen gerçekten Dersimli misin? Peki!
Hangi karanlıkta kaybettin kültürünü? Kültürüne ne oldu? Diline ne oldu? İnancına ne oldu? Hangi yabancı kültür ile yeniden şekillendin ve hâlâ gerçekten Dersimli misin? Ve bir atasözü kulağımda çınlıyor; “Herkê hero zone xora zıreno”. (Eşek ki eşektir, kendi diliyle anırır.) Bu tıpkı içindeki inciden haberdar olmayan midyenin, 50 kuruşluk cam bilyeye özenerek bakması gibi geliyor.
Felsefemizin derinliği ve gerçekliği, sizin gerçekliğinizde; sınırı olmayan bir masal gibidir. Masallara bile inanmazken, bizi tanımlamaya çalışan kafalar! Ne algılarınız, ne önsezileriniz ne de ezberleriniz bunu anlamaya yetmeyecek. Uzaktan baktığınızda binlerce yılın tortusu ile katmanlaşmış ve taşlaşmış bir midye göreceksiniz ama içimizdeki o muhteşem inciden haberdar olamayacaksınız. Ne demişti Nesimi bizim için yüzyıllar önce; “

Hem sedefem, hem inciyem, Heşr ü Sîrat esenciyem.
Bunca qumaş u rext ile men bu dükkâne sığmazam.
Genc-i nihan menem men uş, eyn-i eyan menem, men uş,
Gövher-i kan menem, men uş, behre ve kâne sığmazam.
Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu, yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların dirileceği meydanın ve Sırat'ın, yani Cennet veya Cehenneme gidecek yolun başına buyruk (asi) kişisi benim. Bunca kumaş ve binek takımıyla, ben bu dükkâna sığmam. (sizin aklınızdaki dünya ve ahrete sığmam, yaratılma kurallarına ve yaratılma şartlarına uymam)
İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı (tanrı) işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim. Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım. (kısacası; ne sizin tanrınız benim yaratıcım olabilir, ne de tanrınızın yaratma koşulları beni yaratabilir) Son olarak, biz Kızılbaşları yeniden şekillendirmeye, sizin bilginiz, tecrübeniz, inancınız ve hatta korku ile saptığınız yolun koşulları ve felsefesiniz yetersiz ve çaresiz kalır.
Yine Kızılbaş duazimam ile şöyle diyebilirim;

Yârem deyici çoxdurur, amma beheqîqet,
Fürset gelicek, yâr ü vefâdâr bulunmaz
"Ben yârinim, yoldaşınım" diyen çok olsa da gerçekte yeri gelince (bize) vefalı yâr bulunmaz. Şeriatçılığa, gericiliğe, ırkçılığa hem kucak açacak hem de bize dost olacak!!!  Kafalarının bir yerinde illa da tortulaşmış, kanı helal, kestiği yenilmeyen, elinden bir şey alınmayacak, mum söndüren, başı ezilmesi gereken, Madımaklarda, Çorumlarda yakılması gereken oluruz. Soykırım sadece bedensel de değil. Dil, inanç, kültür ve son zamanlarda coğrafyaya yapılan soykırımlara maruz kalıyoruz. Barajlar inşa ediliyor, ihaleleri alan şirketleri neden kimse incelemiyor? Nedir ırkları ve inançları, kimlerle bağlantıları olduğu neden ortaya koyulmuyor. Yarım ağız “baraja hayır” demekle bu iş çözümlenmiyor. Ortada korkunç miktarda rant olunca bir bakıyorsunuz her şey yalanmış, aynı sofrada kurt-çakal-sırtlan oturmuş afiyetle bölüşüm içine girmişler.

Erşle ferş ü kâf u nun mende bulundu cümle çün,
Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam.

Yeryüzü ile gökyüzü ve "kâf" ile "nun" ("Kaf" ve "nun" harfleri, Kur-an’ın "Kün" yani "Var. ol" emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.)  gibi bütün herşey bende bulunduğu için, yani var eden de var olan da varoluşa şahitlik eden de benim… ey bana akıl vermeye kalkışan kişi “sesini kes”. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.
Son olarak, bize ırkçılık ve İslamcılık elbisesi giydirmeye çalışan terziler, önce siz maddeleştirdiğiniz bedenlerinizin size göre ayıp olan yerlerine uygun örtüler dikin… Biz bu bedenle sizin dikeceğiniz giysiye sığmayız,  bizi şeriatın kollarına atmaya çalışan Fetoş’culara da bir şey anlatmalıyım. Üzerinizdeki giysiler katmanlaştıkça, giysilerinizde çoğalan parazit ve asalakların sayısı çoğalıyor. Biat, itaat, köleleşme gibi kavramlar bize uzak.
Ve ben aydınım, yazarım diyen bir zat bana şöyle demiş; ulusu olmayan kişiler “hiç”tir. Güya hakaret ettiğini sanmasına rağmen, belki de ilk kez doğruyu söylüyor. Evet ben “hiç”im”, üzerimde ne beden ne de giysi var. Beni bir “hiç” olarak tarif edemezsin, aklına sığmam, öngörüne ve algılamana sığmam, beni anlayamazsın, düşmanlığının ana temeli de budur zaten. Çünkü ben tüm giysilerimi ve hatta tenimi bir kenara fırlatalı epey oldu. Bir ırkçı felsefenin ya da şeriatçı düşüncenin köpeği olmaktansa, hiç olmanın güzelliğini yaşamak her zaman daha onurludur. Hiç’in olduğu yerde kavga olmaz, Hiç’in olduğu yerde semboller de olmaz. Örneğin bayrak olmaz, sınır olmaz, ülke olmaz, Ortodoks inançlar, peygamberler, efendiler, diktatörler, prensler, diller kısacası HİÇ dışında bir şey olmaz. Yani kavga edeceğiniz para pul, şan-şöhret, yalakalık-köpeklik, satılmışlık-uşaklık, tebaalık-reayalık, ırkçılık-faşistlik, alaycılık-koruculuk olmaz…
“Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam.”