Türkü tadında bir yaşam ve Kanadalı Türkü Bacı Brenna MacCrimmon

Bir kere sevdaya tutulmaya gör; ateşlere yandığının resmidir. Brenna da sevdaya tutulmuştu bir kez. Türkülere olan tutkusu, Türkiye'nin tutuklusu yapmıştı onu. Yirmi yıla yakındır gidip geliyordu ülkemize; Balkanlar'a, Rumeli'ye... Türkçeyi mükemmel konuştuğu halde, türküleri yeterince bilemediğinden yakınıyor ve "yetmez ki bir ömür, türkülere yetmez ki!" diyordu. Yüreğine nakşedilmiş, canına ciğerine dek işlemiş yirmi yıllık bir sevdaydı bu. Bildiğiniz bir destan vardır; Ferhat, dağları delmeyi göze almıştır aşkı uğruna. Şehir susuzdur, halk su beklemektedir saraydan. Şehre su gelmeliydi dağlardan.
Aşık Ferhat yıllarca vurdu kazmayı dağlara. Şirin de vurulmuştu nakkaş Ferhat'a. Dayanamadı, kaçtı Mehmene Hatun'un yanından. Dağa geldi, Ferhat'a seslendi: "Gel kaçalım Ferhat!" "Gelemem" dedi Ferhat: "Suya varmama az kaldı. Halk su bekliyor. Şehre su sağlamam gerek!"  Şirin şaşırdı. Şirin, sarsıldı. Bakakaldı. Donakaldı. Döndü saraya ağlamaklı. Brenna da gönül vermişti türkülere. "Türk Halk Müziği Bitirme Tezi" için gitmişti
 Türkiye'ye. Dönemedi. Döndü de, dönemedi. Gitti geldi, dönemedi. Kanada'dayken bir gün konuğumuz olararak evimizdeydi. Bir türkü söyle ne olur! "Divane aşık gibi de dolanırım yollarda... Yar senin sebebine, yar senin sebebine kaldım İstanbullarda, kaldım İstanbuuul..." Türküleri söylerken gözlerinin içi parlıyor, bedeni titriyor, kendinden geçiyordu. O artık bitirme tezini bir yana bırakmış, türkülerin sırrını ararken bulmuştu kendini. Burlington'ta bir kütüphanede bulduğu Türkçe uzunçaları uzun uzun dinlemişti. Türk ezgilerinden çok, ama çok etkilenmişti. Türkülerin sevdasını, vefasını, ayrılığını, sızısını yüreğinde hissetmişti. O artık türkü tadında bir yaşamı keşfedecekti. Türkiye'yi ve Balkanları kent kent, köy köy, karış karış gezecekti. O ilgi gösterinceye kadar, el atıp çıkarıncaya kadar, köşelerinde sessiz sedasız bekleyen türkülere ses geldi, nefes geldi. Kimisi 50 yıllık, kimisi 150 yıllıktı türkülerin. Bir sevgiliye sarılır gibi sarıldı sevdalı yüreklerden dökülen bu ateşli nağmelere. "Türküleri ben çeyiz sandıklarında unutulmuş nakışlara benzetiyorum. Yıllar sonra çeyiz sandığınızı araladığınızda, o unutulmuş nakışlara tek tek bakar, renklerin güzelliğine, dokusundaki kusursuzluğa ve ince işine bir kez daha hayran kalırsınız. Tıpkı 78'lik taş plaklara, 45'liklere hayran kaldığımız gibi" diyen Brenna Mac Crimmon, Bulgaristan'daki bir Türk köyünün ahırında bulduğu 45'likten yola çıkarak, "Şu Karşıki Dağda Bir Fener Yanar" türküsünü de kasetinde yorumlar. Türkiye'ye ilk geldiğinde bir müzik albümü yapmak aklından bile geçmemişti Brenna'nın; her şey kendiliğinden gelişmişti. Bir gün Taksim Sıraselviler'de gezerken, Andon adında bir bara girmişti. Andon'un ikinci katında Rock dinlemeyi tercih edecekti. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Baba Zula Rock Topluluğu'na bir de klarnet katıldı. Brenna ve arkadaşı Sonia şaşakaldı. Rock çalgıcılarıyla klarnet ustası büyük bir uyum içinde çalıyorlardı. Üstelik birlikte çalışmamış oldukları ve bütünüyle doğaçlama yaptıkları hemen anlaşılıyordu. Andon'un 4. katındaki fasıl grubunda çalan Selim Sesler, dinlenme aralarında diğer katlara inerek, rock ve caz gruplarına klarnetiyle katılırmış. Bir kaç gece üst üste Selim Sesler'in klarnetini dinlemeye giden Brenna çok etkilenmiş... Türkiye'de müzik ve Türkçe dersleri alan Brenna ile Selim'in yolları işte tam burada kesişecekti. Tanışacaklar, arkadaş olacaklar ve Grup Karşılama'yı kuracaklardı. Sonra da Karşılama (tanışma) adındaki müzik albümüne birlikte imza atacaklardı... Türkiye ve Kanada'da bir çok şenliğe, dinletiye, etkinliğe katılan Brenna, açık saçık giysi önerildiği için "asla" bir eğlence yerinde sahneye çıkmayacaktı. Ekonomik bir beklentisi olmayan ve amacı sadece türküleri yaşatmak olan Brenna Mac Crimmon, albümünün kapak yazısında dinleyicilerine şöyle sesleniyor: "Albümdeki türküleri seçerken amacım ister Türk, ister Balkan olsun, Trakya'nın o sımsıcak tınısını, hüzünden coşkuya, kimi zaman da coşkudan hüzne varan duygu yoğunluğunu yakalayabilmekti. Sizin de bu coşkuyu ve hüznü yakalayabilmeniz dileğiyle..." Ben yakaladım Brenna, ben yakaladım! Sana "Berna" diyebilecekmişim gibi Türkü Bacım sana yakalandım. Söyler misiniz bana, gurbetteki insanın neyi vardır türkülerinden başka?! "İnsanların türküleri kendilerinden güzel, kendilerinden umutlu, kendilerinden kederli, daha uzun ömürlü kendilerinden. Sevdim insanlardan çok türkülerini. İnsansız yaşayabildim türküsüz hiçbir zaman. Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de. Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin. Bu dünyada yiyip içtiklerimin, Gezip tozduklarımın, Görüp işittiklerimin, Dokunduklarımın, anladıklarımın Hiçbiri, hiçbiri, Beni bahtiyar etmedi türküler kadar..." Nâzım Hikmet Ran Brenna Crimmon Türk Halk Müziğiyle tez çalışması sırasında tanıştı Montreal doğumlu Brenna Mac Crimmon'un müziğe olan tutkusu ilk gençlik yıllarında başlamıştı. Toronto'ya öğrenim için geçmesi müzik yaşantısında önemli bir dönüm noktası oldu. Toronto Üniversitesi'nde okurken aldığı etnomüzikoloji dersleri Brenna için birer ilham kaynağıydı. Öğretmeninin yüreklendirmesiyle ve bu dersi bitirme tezi olarak seçmesiyle, Türk Halk Müziği'ni incelemeye ve Toronto'daki Türk topluluklarıyla çalışmaya başladı. Brenna artık Türk müziğine odaklanmıştı. İlk Türkiye gezisini turist olarak 1984 yılında gerçekleştirdi. Bu gezi, bulgu ve inceleme amaçlıydı. İkinci kez Türkiye'ye 1985-86 öğretim yılında gitti; İTÜ Türk Müziği Konservatuarı'nda bir yıl müzik eğitimi aldı. Toronto'ya döndüğünde bir yandan akademik eğitimini sürdürürken, öte yandan Türk müzisyenlerinden dersler aldı. Amerika'daki Balkan Müziği ve dans eğitimi veren özel yaz kamplarında önce öğrencilik, sonra da eğitmenlik yaptı. Brenna artık deneysel bir döneme girmişti. Caz müzisyenleri ile doğaçlama, tiyatro ve film müziklerinde çeşitli şan teknikleri geliştirmişti. Ancak yüreğindeki Türk ve Balkan rüzgârı onu yine bu müziğin kaynağı olan topraklara sürükleyecekti. O artık Türkiye'ye dönecekti. 1995'ten 2000'e dek aralıksız Türkiye'de kaldı. Beş yıl boyunca Türkiye'nin en iyi eğitmenlerinden dersler aldı. Bu ona önemli bir deneyim ve birikim kazandırdı. Türkiye'de hazırladığı ilk kaseti "Karşılama" 1998 Temmuz'unda Kanada ve Amerika'da çıktı. Montreal'de yaşayan Arkın Ilıcalı (Mercan Dede) albümün danışmanlığını yaptı. Elde edilen tüm gelir Uluslararası Af Örgütü'ne bağışlandı. "Karşılama" adlı çalışması 'Global Music' dalında 'Juno Awards Müzik Ödülü'ne aday gösterildi. Aynı yıl Toronto, London, Winnipeg, Quebec, Vancouver, Calgary ve Edmonton'da yirminin üzerinde konser verdi. Çeşitli festivallerde boy gösterdi. 1999 Ocak ayında aynı çalışma Kalan Müzik tarafından yayımlanarak Türkiye müzik pazarında yerini aldı. 1999 Aralık ayında İstanbul'da gerçekleştirilen İstanbul Müzik Şenliği etkinliklerinin son dinletisi olarak Grup Karşılama, Türkiye dinleyicisiyle ilk kez buluştu. Bu buluşmada büyük bir coşku yaşandı. Brenna türkülerimizin derinliğini, inceliğini Türk dinleyicisine okyanuslar ötesinden anımsattı. Kanadalı Türkü Bacı Türk ve Balkan müziklerini araştırmayı sürdürüyor. Onun amacı bu geniş müzik yelpazesinin her kıvrımını incelemek, irdelemek, seslendirmek. Türkiye ve Kuzey Amerika'da değerli müzisyenlerle çalışıp farklı renklerden keyifli tasarılara imza atmak. 2001 yılında Muammer Ketencioğlu, Sumru Ağıryürüyen, Cevdet Erek'le birlikte Ayde Mori (Haydi kızlar) adındaki müzik albümüne de imza atan Mac Crimmon, salt Türkçe olarak düşündüğü yeni kaseti için harıl harıl çalışıyor. Halen Toronto Üniversitesi Antropoloji ve Ortadoğu Tarihi ve Kültürü öğrencisi olan Brenna Mac Crimmon, Amerika'da yaşayan Grup Keyif ile başlatmış olduğu "Eski İstanbul Şarkıları" adlı çalışmasını seslendirmek için gün sayıyor.

Ertan Gün /Kaynak : Bizim Anadolu