Yağmur Her şeyi Biliyor!


Yağmur her şeyi biliyor!
Çamura banılmış bir dilenci şarkısını,
Gecenin koynunda sıcak ve korkulu,

Emekliliği gecikmiş kasabanın güz ikindisini,
Eski yılları çöp sepetine atamayan zilzurna sarhoş ayazları,

Zehir gözlü içilmişlerin kahır birikimli vahlarını...
Yağmur her şeyi biliyor..!


Yağmur her şeyi biliyor..!
Beyt-ül mal'den kalan eski şadırvanı da,
Güzelim yüzünü şark çıbanına teslim ettiği unutan topal göçmeni,

Kırmızı kaldırıma saplanan mehtap yürekli yalnızlığı,
Dede efendinin şarkısına gelin giden Bülent'i,

Neyi ile gömülen nefesi,
Kanunda çürüyen tırnaklardaki şeref madalyasını,
Sözlerin ne için piştiğini cehennem gibi,

Benim kime hayal kurduğumu biliyor yağmur…
Yağmur her şeyi biliyor..!


Yağmur ki en uzun ömürlü hafıza,
Şahmeranın ta göbeğinde yürütür zamanı.

Üç kızıl hançer taşır sırtında.
Hayatın ergonomisi diye ölüm veya körlüğün bakış senfonisi…

Çılgın şelaleler avuç avuç umuda dökülür.
Yeniden doğar damla, yaşam neye gebe?
Yağmur her şeyi biliyor!


Bugün sırrım yok demişsem; kimseyi beklemiyorum diyedir.
Damlalar vuslat anındayken bulutuyla,
Irmaklar uzak düşer vadisine, sırlar açılır.

Bir çakıl taşı kadar görünmeyen yüreğimle semaya baktığım anki düşlerim,
Dizilen bir alın yazısıdır bu saatten sonra…

Bir fincan kahveden uzak değil ki mazi,
Gemiler gurbete çıksın diyedir, derya!
Yelkenler, rüzgar öpsün diyedir…

Kınalı saçlar taşıdığım sıladan kalma hatıra, bir damlanın çekirdeğiyle büyür.
Ben kahır çarşısında öksüzüm yine.
Sağanaklar fırtınayı şaha kaldırıyor

Ve yağmur her şeyi biliyor!


Yalan söylemek kıyamettir! Pervane ki dönüyor ışığında.
Her şey sana taşıyor her an, ben sana taşınıyorum yangınımda
Son kalanlarımla…

Uzak denizlere gizlediklerim,
Köpürdüğüm gecelerin kızıl uçurumları
Ve haykırışlarım uçurumlara…

Kıyamım sana taşınıyor ve dönüyor.
Hece hece harfiyen ezberim, gök çember semazenim.

Nice hayal ötesi fısıltıya köleyim, yörünge oldum adına.

Yalan söylemektir kıyamettir,
Yalan söylemek kıyamettir!!!

İbrahim Hakkı Gündoğdu