Bayram Şairleri / Can Dündar


Bayram gelmiyor mu, cep telefonumun fazla mesaisi de başlıyor. Daha arifenin ilk saatlerinden itibaren sağ olsun eş dost kutlama mesajlarına başlıyor.
Zavallı telefon, titreme nöbetine tutulmuş gibi sarsıla sarsıla gün boyu tebrik kabul ediyor.
Kimi sıcak, içten satırlar; kimi beylik, sıradan mesajlar...
Ama bütün bunlar arasında asıl iple çektiklerim, "maniler"...
Kimi dostlar, yıl boyu içlerinde cevher gibi taşıdıkları şairane duyguları bayramda, bir cep mesajı hacminde yoğunlaştırıp el aleme ulaştırma telaşına giriyor.
Öyle olunca da cep telefonları adeta aşıklar bayramına özgü bir atışma seansına sahne oluyor.
Maninin biri gidiyor, biri geliyor.
....
Diyelim gün şöyle başlıyor:
"Güneşin güzel yüzü/ yüreğine doğsun/
kabuslar senden uzak / mutluluk başucunda olsun/
gün öyle bir güne doğsun ki / bayramınız kutlu olsun".
Bunu alan, telefonun tuşlarını önüne çekip başlıyor döktürmeye:
"Birinci günü kutlu/ ikinci günü mutlu
üçüncü gün umutlu
dördüncü gün özel
diğer günler birbirinden güzel olsun..."
....
Mısralar mısraları, dizeler dizeleri kovalıyor ve gelen ilginç bir mesaj, hemen "forvartlanıp" anonim bir şiir haline getiriliyor.

"Manidar" milletim, okul sıralarında "Bana defterinin kalbin kadar temiz bu sayfasını ayırdığın için teşekkür ederim" diye başlayarak döktürdüğü hatıra notlarından beri küflenmeye terk ettiği şairlik yeteneğini bayram vesilesiyle dışa vuruyor.
"Sepet sepet yumurta/ sakın beni unutma" kıvamında bir lirizm, yaldızlı çiklet
kağıtlarındakine ya da tavşanlara çektirilen niyet notlarındakine taş çatlatan dizelerde dile geliyor.
Ben akrostiş yapanları bile gördüm:
"Bayramda geliyorsun,
Aklımı alıyorsun,
Yoluma güller serip
Rüyama giriyorsun.
Ardından çekip gidip
Mutlu mu oluyorsun?"
Takdire şayan bir çaba olduğunu teslim etmek lazım.
Beni asıl şaşırtan, çoğu doğuştan şair olan ve hayatının bir döneminde mutlaka şiir yazmış olan milletimin içinden bu kadar az şair yetişmiş oluşu...
"Şairler ülkesi"nde şiir kitaplarının bunca az satışı...
Kimsenin kendinden başka şair tanımayışı...
Ozanlar cehennem ateşlerinde yakılırken kimsenin hesap sormayışı...
Acaba şiir böylesine çok üretilip az tüketilen bir duygulanım aracı haline geldiğinden mi bunca gözde iken, onca gözden düştü?
Yoksa biz her tutturduğumuz kafiyeyi şiir yazmak saydığımızdan ve telefon mesajlarında "pop - şair" yarışmasının finalisti gibi atıştığımızdan mı hayatımızdaki şiiri öldürdük?
Bilemiyorum.
Ama bu durumun, milletçe aşktan çok söz edip bir türlü aşkı yaşayamamamızla da ilgisi olduğunu sanıyorum.
Bayramların tadı kaçtıkça, şiirlere konu olmasında da böyle bir durum yok mu?
Neyse bayramın keyfini bozmadan yazımızı kapsama alanı içinden alınan bir "cep - manisi"yle bitirelim:
"Mısralar yarim olsun
Bayramlar şiir dolsun
Herkes şair olsun ki
Aşıklar huzur bulsun"