Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız bir yankı durmadan Yalnızsınız durmadan Yalnızsınız - Sadık Yalnızuçanlar

Ne zaman masum bir yalan söylemek zorunda kalsam, Edip Cansever'in bu mısralarını hatırlıyorum.
Ne zaman 'babamın öldüğü yaş'a geldiğimi hissetsem...
Ne zaman istemediğim bir seyahate çıkacak olsam bu dizeler gelip konuyor yüreğime.
Ne zaman Tutunamayanlar'ı okuduğum günleri hatırlasam...
Ne zaman adım başı bir yoksulun mustarip çehresine çarpsam bu dizeler kanatıyor içimi.
Ne zaman ellerinde cep telefonları sağa sola koşuşturan, saçları jöleli, Polo giyimli delikanlıların çalıştığı; granit döşeli, cam kaplamalı büyük ofislere girmek zorunda kalsam...
Ne zaman ruhun bedenden ayrılışı gibi bir acıyla ayrıldığım sevgilimi düşünsem, bu dizeler yakıyor ciğerimi.
Ne zaman güvercinlerin konmadığı lüks iftar yemeklerine gitsem...
Ne zaman kendi doğasına ihanet etmekten çekinmeyen biriyle bir asansörde yalnız kalsam bu dizeler düğümleniyor boğazımda.
Ne zaman kendi doğasının sınırlarına hapsolmuş birine baksam...
Ne zaman ailesini Sırp cellatların ellerinde yitirmiş Ayka'yı görsem düşümde bu dizelerle uyanıyorum.
Ne zaman vapur kaçıran Çeçen savaşçılarının Seben hapisanesindeki mahçup gözlerine baksam...
Ne zaman Nilgün Marmara'nın mor defterine uzansam bu dizeler çarpıyor alnıma.
Ne zaman İlhami Çiçek'in karakalem portresine baksam...
Ne zaman lösemili çocuklar yararına büyük bir otelde yapılan kermese katılsam bu dizelerle dolaşıyorum insanlar arasında
Ne zaman mendil satan altı yaşındaki kız çocuğu, kırmızıda duran arabamın camına doğru koşsa...
Ne zaman Cahit Zarifoğlu'nun güncesinin ilk cümlesini okusam bu dizeler tutuyor elimden.
Ne zaman Frankfurt Taunnusstrasse'deki kaldırımda boyun damarına zehir şırıngalayan Peter aklıma gelse...
Ne zaman henüz doğmamış bir çocuğun acısıyla kıvranan bir genç kadın çıkmasa aklımdan bu dizeler boğuyor beni.
Ne zaman beş yavrusuyla açbiilaç sokakta kalan dul bir kadın tanısam...
Ne zaman ütopyasını yitiren halkıma bir gökdelenin son katından baksam bu dizeler asılıyor zihnimin tavanına.
Ne zaman kalabalık içinde kendimi bir bozkırın ortasındaki tek ü tenha bir ağaç gibi hissetsem...
Ne zaman kirli bir iktidar savaşının mermileri uçuşsa yanımda yöremde bu dizeleri bir kalkan gibi tutuyorum elimde.
Ne zaman yalnızlığımı kötü bir beraberlikle değişsem...
Ne zaman emeğinin karşılığını alamayan bir çilekeş emekçinin evine girsem bu dizeler açıyor kapıyı.
Ne zaman kendi kendini aşağılayan bir kadını seyretsem...
Ne zaman ki bu dizelerin kaçınılmaz olduğunu anlayacağım
İşte o zaman bu dizelersiz bir hayatta olacağım.