NAR-I AŞK

'Yârin yanağından gayrı'

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Nar Oda

Nar İçi Avlulardan Soğuk Zamanlara / Şükrü Erbaş

Açılan kapıyı hemen kapatmak/ Karşılıklı gizlemekti bir şeyleri./ Gelip gidenimiz olurdu ya/ Gülüşmeler bizden değildi.. Behçet Necatigil

Neden aklıma çift kanatlı bir kapı geliyor ki komşuluk deyince… Bir kanadı insanın kendi yalnızlığına değen, onu koruyan, bazen hazza bazen cezaya çeviren; bir kanadı bu yalnızlıktan dünyaya açılan, sessizliğini saygıyla başkalarının sessizliğine sunan, varoluşuna insanın ve doğanın sonsuzluğunu ekleyen. İnsanın birlikte yaşamayı buluşu, ne korkuyla açıklanabilir yalnızca, ne de ekonomik zorunluluklarla. İnsanın sevme, çoğalma, büyüme, insan olma mucizesinin ilk hecesidir, başkalarına dokunarak yaşamak. Bizi yalnız annemiz doğurmaz. Biz yalnız kendi evimizde büyümeyiz. Yatağımız evimizden önce sokağımıza kurulmuştur. Her eşik beşiğimizdir.
 Sabah bitişik evlerden doğar, akşam bitişik evlere gelir önce. Sokağımızın bir ucu yalnızlığın okuludur, öteki ucu bize kalabalığı öğretir. Her pencere bir başka yanımızı gösteren ayrı bir aynadır. Komşu, bizim ilk hayat bilgimizdir, ölüme dek içimizde çınlayıp duracak olan… Kendimizi de başkasını da komşumuzla severiz biz. Aşkın kanatları mıdır, kalbimizden yürüyen karınca mı; yoksa komşunun kapıları pencereleri mi, bizi evlerden göklere taşıran? Sokağımızı perde perde gölgeleyen bir nazlı kâkül, kirpiklerden dudağa düğümlenen iki pervasız zülüf, tepeden tırnağa göz kesildiğimiz iki ateş ocağı, ciğerimizden kan çekmeye başlamıştır. Sokağımız usul usul daralır. Bilmediğimiz bir acı hiçbir yere sığdırmaz bizi. Başka sokaklara gideriz, başka mahallelere, başka kentlere. Komşularımız eskimeye başlamıştır. Uzaklar bir giz gibi çeker kalbimizi. O sonsuz güven duygusu usul usul bir endişeye bırakmaktadır yerini. Merak, yeni hayatlarla mayalanır, korkuyla büyür, başka sokaklarla yıkar kendini, başka sokaklarla kurar… Biz, usul usul değil, birden bire büyürüz. Baba eski bir çocuktur artık, anne odalarda nilüfer. Kızlar dip odalarda birer oyalı zaman. Bir arkadaş cumhuriyetinin gizli kahramanlarıyızdır her birimiz. Bir kaşımız komşu evin penceresindedir, bir kaşımız içimizdeki ürkekliği burgaçlar durur. Yollar bir giz gibi çeker bizi. Özgürlük dışarılardadır. Bilmediğimiz hayatlar başka diller öğretir bize. Pervasızlıktır bir zaman pusulamız. Diz kapaklarımızdan alın çizgimize yürüyen binlerce yara, uzak hayatların hikâyeleri ile döneriz birgün sokağımıza: “Küçük ahşap bir dizi evlerdi/ On yıl önce o sokak/ Sonra geniş caddelere çıktık/ Apartıman –sizden uzak.” (Behçet Necatigil) Burası mıydı sonsuzluğun evi? Zamanı ilk kez düşünüyoruzdur belki de; ölümü ilk kez; yalnızlık ilk kez kapı pencere duvar olmuştur… Dile, bedene dönmemiş bir aşk, bir avuç bahçelerde solup duruyordur hâlâ. Komşularımız ölümün ev sahipleridir çoktan. Sokak dolusu çocuk, bizim yüz yıl geride bıraktığımız yabancılardır. Bunca uzaktan biriktirip getirdiğimiz gecikmiş bir vefa duygusudur, saygıyla sunacaklarımızı çoktan yitirdiğimiz; öğrenmek pahalıya mal olur.
Ey benim sevgiyle bıraktığım zamanlar… Her penceresine gözyaşından boncuklar dizdiğim evler… Her birinde bin ay boğulan kuyular… Çiğdemlerle, boyalı yumurtalarla baba korkusunu bayrama çeviren yaşama ustalarım… Ey bahçelerin sonsuz yazları… Hangi çocuk bilerek yaşar sizi, hangi büyük unutur sonsuzluğunuzu… “Ey geçmiş! silindikçe, silindikçe bugünle donanırsın.// Ey şimdi! geçmişle süslenirsin sen de.// Ey zaman aralıkları, zaman aralıkları! bilmem ki ne isterdiniz bir gidiş-dönüş biletine.” (Edip Cansever)
Labels: şükrü erbaş
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

Translate

Fotoğrafım
ŞiliYe
kabına sığmayan inanmışlar ülkesinde bir divane .. gökkuşağının peşinden koşan hayalperest..
Profilimin tamamını görüntüle
Uyuyamıyacaksın; Memleketinin hali seni seslerle uyandıracak Oturup yazacaksın Çünkü sen artık o eski sen değilsin.. Sen şimdi işsiz bir telgrafhane gibisin,Durmadan sesler alacak Sesler vereceksin Uyuyamıyacaksın Düzelmeden memleketinin hali Düzelmeden dünyanın hali..Melih Cevdet Anday

Tanıdığım bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın.Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsim, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor..
Ama kötülemiyor karanlığı. Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için.. Bir öğrenegörsün Aşkı;
Ağacı o vakit seyredin..M.C.Anday

Vasiyetimdir:En güçlülerinden seçilsin beni taşıyacak olanlar. Ahtım olsun,Yükleri ağırlaşsın diye iyice,Tabutumun içinde tepineceğim. Didem Madak
İnsanın çocukluğu annenin ölümüyle başlar. Bitmez çocukluğu annesi ölenin. De ki; Sabahın efendisi sen değilsin.Kimse değil.Kanamış bir solukla bakmaktan.. Yoruldum. Kimsesi yok kimsenin.Bejan Matur



Beni duyanlara sesleniyorum.Umutsuzluğa kapılmayın Mutsuzluğumuzun sebebi hırslı kişilerin insanlığın ilerlemesinden korkmasıdır. Nefret geçer, diktatörler ölür. Halktan aldıkları iktidar halka geri döner. İnsanlar ölür hürriyet ölmez!
Charlie Chaplin

Anısı işsizliktir acısı bilincidir bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan. Gülemiyorsun ya; gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir..
Edip Cansever

Biz sesinden başka sokağı,düşünden başka vatanı olmayanlar..
Biz yağmurlarda şemsiyesiz yıkananlar,yakılanlar,yakınanlar Biz lanetli kişiler, ötekiler;biz türkü söyleyenler.Yılmaz Odabaşı

Kitap'tan bir bölüm okumak için (fotoğraf üstü tık)
Loading...
Blogger tarafından desteklenmektedir.