Gayrı Eşkiyaya Çıkar Adımız / Ata Egemen ÇAKIL

Ahmed Arif okumuş herkes bu başlığı kendine yakın bulacaktır şüphesiz. Bu güzel şairimizi 20 yıl önce  kaybetmiştik. Ankara’nın Karanfil Sokağı’ndan geçerken o şiirdeki sokak, bu sokak dedirtir Ahmed Arif’i okumuş olanlara.
Haziran ayı şairler ayıdır. Sanki aralarında karar vermişler gibi sıra ile ölmüşlerdir. Ahmed Arif, ertesi günü acının alkışlarına bıraktığımız 3 Haziran 63 gelir, Nazım Hikmet anılır. “Haziranda Ölmek Zor” deriz. Şair ceketli çocuklar da geçmiştir, erken yaşta bu coğrafyadan. O Haziran’da ölen şairlerin şiirlerini kuşanan, memleketi Hopa olan Kazım Koyuncu. Derken, Mayıs’ın kanlı günü, Haziran’a dönerken, dağların kuytuluk bir boğazında, vakitlerden bir sabah namazında, bir şavak vakti Nurhak Dağında üç gerilla vurulmuştur. Yerde kanlı, upuzun, kadife gibi yatarlar; Sinan, Kadir, Alparslan… Derken, onların düştüğünü hisseden iki gerilla da, ki bunlar kimseye benzemeyen Adalılar’dır. Maltepe’de oligarşiye karşı mücadele vermektedirler. 1 Haziran şafağında keskin nişancı kurşunu canını alır Dersimli Hüseyin Cevahir’in… Cevahir, bir daha şiir yazamayacak, Jimi Hendrix dinleyemeyecekti. Ama hepsi Ahmed Arif’in nasihatını dinlemişti;
“Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.”
Yine Mayıs’ın kanlı günlerinden birisi Haziran’a dönerken, Kazım Abimin memleketi Hopa’da, derelerini, ırmaklarını, dağlarını, coğrafyasını korumak isteyen Anadolu sevdalıları, mevcut hükümetin mitingine tepki amaçlı eylem yaptılar. Açtıkları pankartlar bize yabancı olmayan, engerekleri korkutan pankartlardı; “Su haktır, satılamaz”, “Tek Yol Devrim”. O kadar korktular ki, horonlarla tepki gösteren yurttaşlarımıza “madem su haktır, alın size tazyikli su” cevabı verildi. Polis devleti Hopa’yı ele geçirdi. “Tek yol devrim” diye haykıranlara gaz bombaları ile cevap verildi. Öğretmenimiz Metin Lokumcu gaz bombasından etkilenerek kalp kirizi geçirdi ve hayatını kaybetti. Sanki hocamız öleceğini biliyordu ki; “Hadi alın götürün hepimizi, kurtarın memleketi” diye haykırdı.
Bu olayı protesto eden herkesi, onlara karşı olan herkesi, bizleri, Anadoluyu eşkiyalık ile suçladılar. Halay çeken eşkiya terörist, Horon tepen eşkiya, eli taşlı, sopalı eşkiya, Zeybek oynayan eşkiya gavur oldu. Neden biliyor musunuz? 12 Eylül’ün çocukları olduklarını bizlere tekrar tekrar göstermek için. İfadeye çağırdıkları paşadan, noktalı, virgüllü operasyonlarını aynen uygulamasını öğrenmek için. Terzi Fikri’nin diktiği elbisenin aynısı Hopa’ya da dikilmesin diye korktular. Hopa’yı sordular insanlara, sağcısı dedi; “Siktir et pezevenkleri”, solcusu dedi; “Ferman padişahın, dağlar bizimdir!”. Hasan Hüseyin’in yazdığı bir vatan şiiridir bu da. Binlerce Koçero’nun içinde olduğu bir vatan şiiri. Ve yıllardır değişmedi basın, bütün gazeteler aynı yazdılar, eşkiya dediler.
“turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
gelgör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
turistik diye göstermiyor dağları
turist diye vermiyor dağlara çıkanları”
Dostlar soruyorum size, yine kayıplar mı vereceğiz, yine memleketimin duvarları “Haziranda Ölmek Zor” yazıları ile mi dolacak? Yoksa hep birlikte haykıracak mıyız; “Anadoluyu Vermeyoz” diye?