Sırrı Süreyya Önder: Hatamla Sev Beni

Tek dil, tek... tek.. diye teklerseniz elinizde 'Biz sizi yaradandan ötürü seviyoruz ya, nankörlük etmeyin' kibrinden başka bir şey kalmaz..
Yaratılmışı severiz yaradandan ötürü..”
Büyük Alevi-Bektaşi ozanı Yunus Emre’nin bu dizesi çok yanlış anlaşılmıştır.
Sadece yanlış anlaşılsa iyi, olur olmaz yerde de yanlış kullanılmaktadır.
Bu nefesin orijinali Kültür Bakanlığı tarafından 5 cilt olarak yayımlanan “Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi” 1. Cildinde şöyledir:
Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılanı hoş gör
Yaradandan ötürü
Bu nefes zalimlere söylenmiştir. “Biz severiz” gibi bir içeriğe sahip değildir. “Siz hor görmeyin!” manasına gelir.
Sufilik, ipek ve onun temsil ettiği zenginlik ve saltanat simgelerine bir itiraz olarak doğmuştur. Sembolik olarak ipeğin yerine yünü benimsemiştir. Etimolojik olarak kökeni, Arapça ‘yün’ kelimesinden gelir. Daha sonra Sufiliğin de bozulmaya başlaması üzerine Melamilik ortaya çıkmış her türden gösterişi ve simgeyi reddetmiştir.
Yunus Emre’de her arayanın kendinden bir şey bulması, Yunus’un yukarıda andığımız tüm kırılmalarda tercihini egemenlerden ve saltanattan yana değil yoksullardan ve ezilenlerden yana kullanmasından dolayıdır.
Yunus’un şiirlerinde yaradana da serzeniş vardır. Ne zamanki Allah gönüllerdeki dostluk makamından kamunun tanrısına dönüştürülür, işte o zaman Yunus’un sözü vardır söylenecek:
Ya düşer ya dayanır ya uçar..
Kıl gibi köprüden adem mi geçer?
Kulların köprü yaparlar hayr için
Hayr budur kim geçerler seyr için
..
Geçmedi mi intikamın öldürüp
Çürütüp gözüme toprak doldurup
Hiç Yunus’tan değdi mi sana ziyan
Sen bilirsin aşikare ve nihan
Bir avuç toprağa bunca kıyl-ü kal
Nene gerek ey Kerim-i zül celâl
Kürtleri ya da ‘başka’ insanları sevmek için Allah’ın aracılığına gerek yoktur.
“Sizin lisanlarınız Allahın ayetleridir” referansını unutup tek dil tek... tek... tek.. diye teklemeye başlarsanız elinizde “biz sizi yaradandan ötürü seviyoruz ya işte, nankörlük etmeyin!” kibrinden başka bir şey kalmaz.
İnsanlar artık ‘tek’leyen bir sevgi istemiyorlar.
Bu kibirle de hiçbir kalbe dokunamazsınız. Bu topraklarda hiçbir yüce ‘kurul’un bildirisi, kadim bilgiler karşısında
tutunamamıştır. Yayımladığınızla kalırsınız. Olan, yitip giden ve gidecek olan yoksul canlarına olur.
12 Eylül’ün faşist yöneticileri meydanlarda ayetler okuyarak fetva verirken halk Diyarbekir zindanında yazan “Burada Allah yoktur, peygamber de izine çıktı” bilgisiyle dinledi onları. Eline silah aldıysa, bu riyakârlığın hadsiz, hudutsuz olduğunu canıyla ödeyerek öğrendiği içindir biraz da...
Kulaklara fısıldanan “Yav, MHP’yi güçlendirmemek gerekiyor ya hani, işte o yüzden...” mazeretini söylemeye yine devam edebilirsiniz. Mala davara bir zararı yok nasılsa. MHP’nin ‘açık’lığı böylesi bir riyakârlıktan iyidir.
Adına ‘ihlas’ denilen bir samimiyet olgusu vardır. Bir kez gittimiydi bir daha kırk Yunus dizesi okusanız da gelmez.
Gelecekteki bir iktidarı, insanı yok saymaya mazeret kılmak ‘nefs’ uğruna helak olmanın başlangıcıdır.
Hiç olmazsa Yunus’u rahat bırakabilirsiniz diyeceğim ama “Buğday mı istersin nefes mi?” sorusuna ‘buğday’ dediği için yani dünyevi olana talip olduğu için, pişmanlıkla kırk yıl dergâha odun taşıyan bir insanın resmini, tuttunuz para denen o çirkin şeyin üzerine bastırdınız.
Alın size bir Yunus dizesi, ister okuyun ister düşünün:
Beyler azdılar malından
Bilmezler yoksul halinden
Çıkmışlar rahmet gölünden
Nefis derdine dalmışlar